Şule Gürbüz'ün Kıyamet Emeklisi romanı, Aziz'in çocukluğundan yetişkinliğine uzanan hayatını aile, inanç ve dünyada kendine yer bulma arayışı çevresinde iki ciltte kurar. Tekke deneyimleri ve babasıyla ilişkisi, onun manevi yönelişini daha baştan gündelik hayatın sertliğiyle karşı karşıya getirir. Tevhide ile evliliği, çocukları Adil ve Alev ve İstanbul'daki yaşam ise aradığı bütünlüğün aile içinde de kolayca kurulamadığını gösterir.
Roman Aziz'le sınırlı kalmaz; Tevhide, Nuhu ve çevredeki başka kişilerin iç dünyalarına açılarak herkesin birbirinin derdini nasıl ıskaladığını izler. Uzun iç monologlar, eski ve yeni söz varlığını yan yana getiren yoğun dil ve doğanın küçük hareketlerine gösterilen dikkat, olayların gerisinde varoluşsal bir ritim oluşturur. İnziva, kemale erme ve yetememe düşünceleri hem dini çağrışımlarıyla hem de sıradan hayatın kırgınlıklarıyla sınanır. Karakterlerin birbirine teğet geçen ihtiyaçları, aileyi güvenli bir sığınaktan çok ortak bir sınava dönüştürür. Aziz'in manevi arayışı ile Tevhide'nin gündelik yükleri yan yana geldikçe, aynı evin insanlar için bambaşka anlamlar taşıdığı belirginleşir.
Sonuçta iki ciltlik anlatı, olgunlaşmayı kesin bir aydınlanma ya da huzurla tamamlayan bir gelişim hikâyesi sunmaz. İki ciltlik yapının ağırlığı, Aziz'in kendisine, ailesine ve dünyaya yetişemeyişini farklı hayatların yankısıyla büyütmesinden gelir.