
Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi.

İç konuşmanın kıvrımlı ritmiyle ilerleyen Şule Gürbüz'ün Coşkuyla Ölmek kitabı, insanın yaşam ve ölüm karşısındaki tutarsızlıklarını öyküler boyunca farklı yüzlerden inceler. Gündelik davranışların ardında biriken korku, kibir, bekleyiş ve yalnızlık, anlatıcıların kendi kendileriyle yürüttükleri sert hesaplaşmalarda açığa çıkar. Kitaptaki kişiler dış dünyaya uyum sağlamaktan çok onun ölçülerini içeriden sorgular; yakınlık isteği ile geri çekilme, sevme ihtiyacı ile incinme korkusu aynı zihinsel alanda karşı karşıya gelir. Ölümü sürekli anan dil, yaşamı değersizleştirmekten ziyade geçip giden zamana ve insanın kendini kandırma yollarına dikkat kesilir. Bu gerilim, karakterlerin insanlarla ve zamanla kurduğu mesafeyi öykülerin ortak fakat tekdüze olmayan duygusal zeminine dönüştürür.
Gürbüz'ün uzun cümleleri, çağrışımları ve ani ton değişimleri olay örgüsünden çok bilincin hareketini öne çıkarır. Mizah, karamsarlığın ağırlığını hafifleten bir süs olmaktan çıkarak kişinin kendi iddialarını ve çevresindeki yerleşik kabulleri bozan keskin bir araca dönüşür. Öykülerde beklemek, bir şeyin olmasını istemenin ötesinde, sonu sezildiği hâlde zamanın içinden geçmeye katlanmak anlamına gelir. Coşkuyla Ölmek'in güçlü etkisi, hayatı yücelten ya da reddeden tek bir hükme varmasında değil, varoluşun acı, gülünç ve şaşırtıcı yanlarını aynı cümle içinde durmaksızın çarpıştırabilmesinde belirginleşir; kesin cevaplar sürekli ertelenir.
Bookspace topluluğundan 4 gönderi

Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi.

“Herkesten kurtulmak ancak kendini feda etmek ile oluyormuş.”

Dertlenmeyeceğini anlıyordum. Bu istediğim değil mi, diye düşündüğümde, evet diyemiyordum, dertlenmeyenin dertlendireceğini biliyordum.

Mesafe almak diye bir şey yokmuş, mesafeyi anlamak varmış. Bu bir günde de olabiliyormuş, bir ayda da...
“cevaplarım beğenilmedi, halim beğenilmedi, dediğim duymak istediklerine değmedi, geriye uzaklaşmak kaldı.”
“Kendim, kendimin yanına geçmeye hazırlanıyordum. Önce kendimi bulmam lazımdı. Ara ki bul, nerde, kim, bir ömür aramışsın şimdi mi bulacaksın? Tabii ki şimdi bulacaktım, şimdimi şimdi bulacaktım. Öncekileri de buldum…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş