
Mücevher takmamıştı ama gözleri vardı.

Barış Utkan, geçmiş zamanın ağırlığı, şimdinin yorgunluğu ve geleceğin belirsizliği arasında kendisini anlamaya çalışır. Acının bilgiye ve gerçeğe açılan bir kaynak olduğuna inanırken, onsuz yaşamanın mümkün olup olmadığını da sorgular. Bitmek bilmeyen kötü yıllar ve “neden komünist olmadığı” sorusu, onun kişisel hikâyesini yaşadığı dönemin siyasal ve ahlaki hesaplaşmalarıyla yan yana getirir.
Mehmet Eroğlu’nun Zamanın Manzarası romanında Elif, duru ve gizemli varlığıyla Barış’ın karşısına çıkar. Botticelli’yi hatırlatan bu kadın, yorgun bir geminin aradığı liman gibi büyük bir aşk ihtimalini taşır. Fakat aşkın insanı uyumlu ve erdemli yaptığı düşüncesi, büyük aşkların ölümle ya da yasaklarla çevrildiği bilgisiyle sınanır. Yakınlık, geçmişin izlerinden ve dönemin baskısından bağımsız değildir.
Anlatının çevresinde türlü alçaklıklar, kurtulamayanlar ve hayatın akışına kapılan kişiler bulunur. Zaman, düzgün ilerleyen bir çizgiden çok geçmişin şimdiye sızdığı ve geleceğin eski yaralarla biçimlendiği bir manzara hâlini alır. Eroğlu, kişisel acıyı bir dönemin toplumsal havasıyla birleştirerek aşk, sahicilik ve insanın varlığını fark etme çabasını aynı gerilim içinde ele alır.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

Mücevher takmamıştı ama gözleri vardı.

"Mücevher takmamıştı ama gözleri vardı..."
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş