Nermin Yıldırım, Unutma Beni Apartmani'nda kırk üç yaşındaki Süreyya'nın hayatını beklenmedik bir telefonla yeniden değerlendirmesini anlatır. Süreyya, henüz bebekken kendisini terk eden annesinin sesini ilk kez duyar. Yıllardır yalnızlığının temelinde duran bu yokluk, bir anda konuşan ve kendi hikâyesini anlatan gerçek bir kişiye dönüşür.
Annesinin ortaya çıkışı, geçmişte kapanmış saydığı ilişkileri yeniden açar. Süreyya terk edilişini düşünürken zaman içinde kendisinin uzaklaştığı insanları, kaçırdığı fırsatları ve kuramadığı yakınlıkları da hatırlar. Annelik kavramının onun için ne ifade ettiği, annesinin anlattıklarıyla daha karmaşık bir hâl alır; öfke, merak ve eksiklik aynı yüzleşmede birleşir. Telefon konuşması, yıllardır ertelenen soruların önünü açan bir eşik olur.
Bireysel hafıza, yakın Türkiye tarihindeki ölümler, bitişler ve yok oluşlarla birlikte ilerler. Süreyya'nın kırk üç yıllık hayatı, daha geniş bir toplumsal geçmişin sessiz izlerini taşır. Böylece anne-kız karşılaşması basit bir kavuşma hikâyesine dönüşmez; terk edilmenin insanın benlik, aidiyet ve sevme biçimleri üzerinde bıraktığı uzun süreli etkiler incelenir. Süreyya'nın kişisel hesabı toplumsal hafızayla kesişir.