
Şahane bir aşk, harcanmış bir hayat demektir.

Yıllardır aynı kadını bekleyen tarihçi Müştak Serhazin, bir cinayetin ardından kendi hafızasından kuşku duymaya başlar. Ahmet Ümit'in Sultanı Öldürmek romanında öldürülen kişi bir tarih profesörüdür; cinayet aleti ise sapında Fatih Sultan Mehmed'in tuğrası bulunan bir mektup açacağıdır. Müştak'ın kendisini suçlama ihtimali, soruşturmayı dışarıdaki deliller kadar zihnindeki boşlukların da izini süren bir gerilime dönüştürür.
Dört güne yayılan tuhaf serüven, kişisel bir aşk hikâyesiyle Osmanlı tarihinin tartışmalı bir dönemini bir araya getirir. Profesörün ölümü basit bir aşk cinayeti olabileceği gibi kökleri Fatih'in şüpheli ölümüne uzanan bir entrikanın parçası da olabilir. Padişahın son günleri, iki şehzade arasındaki iktidar mücadelesi ve sarayın bölünmesi bugünkü suçun arka planında yeniden değerlendirilir.
Sultanı Öldürmek, psikolojik polisiye ile tarihsel araştırmayı iç içe geçiren çok katmanlı bir romandır. Ahmet Ümit, Müştak'ın kaygısını yalnız fail arayışına bağlamaz; yıllarca beklenen aşkın, harcanmış zamanın ve güvenilmez belleğin etkisini de soruşturur. Roman boyunca “Tarih yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mı?” sorusu canlı kalır. Cinayetin çözümü kadar geçmişin nasıl kurulduğu ve kişisel hafızanın gerçeği ne ölçüde değiştirdiği de anlatının merkezine yerleşir.
Bookspace topluluğundan 3 gönderi

Şahane bir aşk, harcanmış bir hayat demektir.

"İnsan, tuhaf bir mahluk Müştak Bey... Kendisine değer verenden kaçar, eziyet edeni sever."

Sizde Ahmet ümit okurken behzat ç izler gibi oluyor musunuz 😁
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş