
Her türlü depresyonun kaynağında kendine acıma vardır, insanlardaki her türlü kendine acıma da kendilerini fazlasıyla ciddiye almaktan kaynaklanır.

Tom Robbins’in Sıcak Ülkelerden Dönen Vahşi Sakatlar romanı, çelişkilerle yaşayan CIA ajanı Switters’ın Peru’daki bir görev sırasında Amazonya ormanındaki şamanla karşılaşmasıyla başlayan kıtalararası serüvenini anlatır. Şamanın laneti, Switters’ın ayakları yere değerse öleceği inancını doğurur ve onu tekerlekli sandalye ile farklı hareket biçimlerine mahkûm eder. Yaşlı büyükannesinin papağanını doğduğu yağmur ormanına götürme işi, Fatima’nın üçüncü sırrı, çalınmış bir Matisse tablosu ve Suriye’ye uzanan yolculuk aynı entrika içinde birleşir. Switters’ın devlet adına çalışırken otoriteden nefret etmesi, silah taşırken barışçılığı savunması ve arzularıyla idealleri arasındaki uçurum romanın merkezindeki paradoksu büyütür.
Robbins casusluk, yol romanı ve felsefi komediyi doğrusal gerçekçiliğe bağlı kalmadan birbirine geçirir. Dil oyunları ve aşırı tesadüfler, kahramanın kendisini tutarlı bir kimliğe kapatma çabasını sürekli bozar; bedensel kısıt da cezanın yanında alışılmış bakışını değiştiren bir eşik olur. Sıcak Ülkelerden Dönen Vahşi Sakatlar, ruhsal yükselişi saflaşma ya da dünyadan el çekme olarak sunmaz. Switters’ın kirli siyaset, cinsellik, inanç ve mizah içinde sürdürdüğü arayış, aydınlanma iddiasını insanın çelişkilerini kabul etme kapasitesiyle sınar; romanın enerjisi de kutsal ile gülüncü aynı sahnede tutabilmesinden gelir. Switters’ın hareket özgürlüğünü yitirmesi, daha önce uzaktan gözlediği kültürler ve inançlarla bedensel olarak hesaplaşmasını zorunlu kılar; bu tersine çevrilme, casusluk ayrıcalığını kırılganlık deneyimine bağlar.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Her türlü depresyonun kaynağında kendine acıma vardır, insanlardaki her türlü kendine acıma da kendilerini fazlasıyla ciddiye almaktan kaynaklanır.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş