
“Hayat hem kendini geliştirmek hem de aşmaktır. Eğer bir şey sürekli aynı durumda kalıyorsa, o zaman yaşamak sadece ölmemektir.”

Annesinin son haftalarına bakan Simone de Beauvoir, Sessiz Bir Ölüm'de hastane odasını ölüm üzerine soyut bir tartışmadan çok bedensel, ailevi ve etik bir karşılaşma alanı olarak kaydeder. Bir düşme sonrasında hastaneye kaldırılan Françoise de Beauvoir'nın ağır hastalığı anlaşılırken yazar, tıbbi kararlar, acının yönetimi ve yakınların gerçeği ne ölçüde söylemesi gerektiği gibi sorularla yüzleşir. Anne-kız ilişkisindeki eski mesafeler, bakımın gündelik ayrıntıları içinde yeniden belirir; sevgi, kızgınlık ve suçluluk tek bir uzlaşma duygusunda eritilmez. Metin bu nedenle yas anlatısı kadar, başka bir insanın kırılgan bedeni karşısında sözün ve iradenin sınırlarını araştıran kişisel bir tanıklıktır.
Beauvoir'ın ölçülü dili, annesini yalnız bir simgeye dönüştürmeden onun korkularını, alışkanlıklarını ve bağımsızlığını korumaya çalışır. Anlatıcı kendi felsefi tutumuyla yaşanan olay arasındaki farkı gizlemez: başkasının ölümüne uzaktan bakmakla sevilen birinin sonuna eşlik etmek aynı bilgi değildir. Hastane düzeni, doktorların dili ve aile üyelerinin seçimleri, ölümün hiçbir zaman bütünüyle kişisel olmayan toplumsal koşullarını da açığa çıkarır. Metnin etkisi, duyguyu büyüten bir teselli söylemine başvurmadan bakım, hakikat ve vedanın çelişkilerini yan yana tutmasından; ölümü açıklamak yerine onun yakınlık ilişkilerini nasıl değiştirdiğini dikkatle izlemesinden doğar.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

“Hayat hem kendini geliştirmek hem de aşmaktır. Eğer bir şey sürekli aynı durumda kalıyorsa, o zaman yaşamak sadece ölmemektir.”

"Sevdiğimiz bir kişi öldüğü zaman, sağ kalmak suçunun kefaretini yüreğimize işleyen yeğin bir pişmanlıkla öderiz."
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş