
Düşünen zihinler şu sözleri az kullanırlar: mutlular ve mutsuzlar. Hiç kuşkusız başka bir dinuanın bekleme odası olan bu dünyada mutlu insan yoktur.

Victor Hugo (1802-1885): Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarındandır. Şiirleri, oyunları ve romanları ile tanınır. Romantizm akımının Fransa'daki temsilcisidir. Edebiyat alanındaki devasa başarılarının yanında politik hayatta da etkin bir rol üstlendi, bu nedenle sürgün cezasına çarptırıldı, cezasını tamamlamasına rağmen İmparatorluk yıkılana dek Fransa'ya dönmedi. İlk kez 1862 yılında yayımlanan Sefiller yazarın Notre-Dame'ın Kamburu ile "din", Deniz İşçileri ile "doğa" konularını işlediği roman üçlemesinin "toplum"u ele alan, en görkemli ayağıdır. Bu destansı roman Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır. Fantine'in, Cosette'in, Marius'ün, Saint-Denis Sokağı barikatlarının, Paris'in, Javert'in ve Jean Valjean'ın sefaletten sevgiye, felaketten iyiliğe ve karanlıktan aydınlığa uzanan hikayeleri Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi'nin 250. kitabında okurlarla buluşuyor.
Bookspace topluluğundan 42 gönderi

Düşünen zihinler şu sözleri az kullanırlar: mutlular ve mutsuzlar. Hiç kuşkusız başka bir dinuanın bekleme odası olan bu dünyada mutlu insan yoktur.
Sonra kendi kendine sordu: Yaşadığı bu sonu kötü biten hikayede kusurlu olan bir tek kendisi miydi?

tavsiye ederim

Kendilerini insanların arasında çırılçıplak hisseden ve Tanrı'yı terk eden bu ruhlarda ne fırtınalar eser?
Değirmen artık yok, ama rüzgar hala esiyor.
Boş yere karşılaşmış olmamız sizce de hayıflanacak bir şey olmaz mı?

Umutlarınızı sadece size miras bırakamayacak birine bağlayın.

İnsani cömertliklerin en yücesi başkalarının günahının bedelini ödemektir

... bizi uçurumun dibinden çekip alıyor ve güzel sevgililerimiz, uçurum sizsiniz.
Zaman zaman kendisi de ne hissettiğini tam olarak bilmiyordu.
Bazı kabuklu deniz hayvanları gibi ruhlar vardır ki, sürekli olarak karanlıklara doğru çekilir, hayatta ileri gidecek yerde geri geri gider, edindikleri deneyimleri kabalıklarını ve uygunsuzluklarını artırmakta kullanırlar, durmadan daha kötüleşir ve gittikçe daha çok kararırlar.

Ama yükselenlerde hoşumuza giden şeyler, yıldızı sönenlerde o kadar hoşumuza gitmiyor. Mücadeleyi sadece tehlike olduğunda seviyoruz ve her halükârda, son anda karar verme hakkı sadece ilk başta mücadele edenlere aittir.

Her şey karmakarışıktı ve zihnini yoruyordu; şaşkınlığı hiçbir düşünceyi net bir şekilde değerlendiremeyeceği ölçüde büyüktü ve ağır bir darbe alması dışında kendisi hakkında hiçbir şey söyleyecek durumda değildi.

Bir adam acı çekiyorsa, en büyük merhamet onun yarasına dokunmamak değil mi?

Kendilerini insanların arasında çırılçıplak hisseden ve Tanrı'yı terk eden bu ruhlarda ne fırtınalar eser?

Okyanus birbirlerine ürkütücü bir şekilde benzeyen dalgalarıyla yolunu şaşırtmak istese de, geminin bir ruhu, kendisine her zaman kuzeyi göstererek rehberlik eden bir pusulası vardır.

Büyük bir uğultu vardır, ağzımız hariç her yanımız konuşur. Ruhun gerçekleri görülmez ve elle dokunulmaz olsalar da gerçektirler.

Acı çekilen cehennemden daha dehşet verici olan, içinde can sıkıntısı çekilen cehennemdir.

Yarın, karşı konulmaz bir şekilde işini daha bugünden görmeye başlar ve ilginç bir şekilde her zaman hedefine ulaşır.

... bu bir saçmalıksa, tıpkı istiridyenin içindeki inci gibi ruhun da onun içine kapanması gerek.

Bulanık bir bilinç parçalanmış bir hayatı beraberinde getirir.

Karanlık dingindi. Gökte tek bir bulut bile yoktu. Ay beyazsa toprağın kızıl olması ne fark eder. Bunlar gökyüzünün kayıtsızlıklarıdır. Otlarda, ruhunu teslim edenlerin titremesini andıran bir titreme vardı.

-Yukarıda acı çekene yakarıyordum. "Aşağıda acı çeken için."

O uyurken ben öleceğim. İki uyku birbirleriyle güzel bir komşuluk edebilirler.
“Belki de tutku kendini kolayca ilahi bir çağrı olarak ilan edebiliyordur? Mutlu ve huzurlu olduğu için iyi niyetle ve kendi kendini aldatarak!”
“Okyanus ve gökyüzü denen, kendisi için biri mezar diğeri kefen işlevi görecek iki sonsuzlukla sarmalandığını hissediyor.”
“Âşığını sadece kendi ele verebilir, böylece bu itirafla onun mahvına neden olabilirdi. Kadın âşığını ele verip her şeyi itiraf etmiş, adamın mahvına neden olmuştu.”
“Suçlu kim? Hiç kimse ve herkes. Şu yaşadığımız kusurlu zamanlar. ... Zaten buna nankörlük denilebilir mi? İnsanlığın bakış açısıyla evet. Bireyin bakış açısıyla hayır.”
“... bu bir saçmalıksa, tıpkı istiridyenin içindeki inci gibi ruhun da onun içine kapanması gerek.”
“... bizi uçurumun dibinden çekip alıyor ve güzel sevgililerimiz, uçurum sizsiniz.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş