
İçimizdeki en karanlık odalar, en çok ışığı hak eden odalardır.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde Hayri İrdal'ın hatıraları üzerinden zamanla, kurumlarla ve modernleşmeyle kurulan tuhaf ilişkiyi anlatır. Hayri'nin çocukluğundan Dr. Ramiz'le tanışmasına, ardından girişimci Halit Ayarcı'nın kurduğu enstitüye katılmasına uzanan çizgi; kişisel savrulmayı bürokratik bir başarı hikâyesinin diliyle yan yana getirir. Saatleri ülke çapında ayarlamak için büyüyen kurum, ihtiyaçtan çok kendisini gerekçelendiren kurallar ve unvanlar üretirken anlatıcının güvenilirliği de sürekli tartışmalı kalır.
Romanın mizahı, eski ile yeni arasındaki basit bir karşıtlıktan daha karmaşık işler. Tanpınar, dönüşen toplumun kurumlara duyduğu inancı, uzmanlık gösterisini ve geçmişi kullanma biçimlerini ironik ayrıntılarla sınar. Hayri'nin edilgenliği ile Halit Ayarcı'nın kurucu enerjisi arasındaki karşılaşma, modernleşmenin kişilere sunduğu roller kadar onlardan aldığı sorumluluk duygusundaki kaybı da açığa çıkarır. Kurumun büyümesiyle kullanılan resmî dil arasındaki orantısızlık, herkesin inandığı ölçüde gerçeklik kazanan bir toplumsal sahne yaratır. Ciddi bürokrasi diliyle fantastik saçmalığın aynı yapıda buluşması, zaman fikrini toplumsal düzenin metaforuna dönüştürür ve modernleşmenin bürokratik, kurumsal yüzüne yönelttiği eleştiriyi kalıcılaştırır.
Bookspace topluluğundan 50 gönderi

İçimizdeki en karanlık odalar, en çok ışığı hak eden odalardır.

"Sonra yavaş yavaş mantığım değişti. Hatta dünyaya bakışım, eşyayı görüşüm, insanları anlayışım değişti. Vakıa bunlar bir günde olmadı. Hatta çok güçlükle ve adım adım oldu. Hatta çok defa bana rağmen oldu. Fakat oldu. " Vakıa ~gerçekten

çünkü hakikî bir yaşam sadece "an" da değil, geçmişin izleriyle ve geleceğin sorumluluğuyla birlikte kurulur

"İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir. Bizi öldürecek belki yüzlerce hastalık, yüzlerce vaziyet vardır. Fakat başkasının yerini hiçbiri alamaz."

Ben aşktan daima kaçtım. Hiç sevmedim. Belki bir eksiğim oldu. Fakat rahatım. Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde. Fakat daima ödersiniz. Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz.

“Mühim olan saatlerin doğru gitmesi değil, insanların birbirini anlamasıydı.”
“Bütün hayatım boyunca dikkat ettim. İnsanın daima en çok korktuğu şeyler başına geliyor." Kaybedecek bir şeyi olmayanın kazanması daha kolaydır.

işte o zaman bir insanın, başkalarının hayatındaki yerini öğrendim.

Sonra yavaş yavaş mantığım değişti. Hatta dünyaya bakışım, eşyayı görüşüm, insanları anlayışım değişti. Vâkıa bunlar bir günde olmadı. Hatta çok güçlükle ve adım adım oldu. Hatta çok defa bana rağmen oldu. Fakat oldu.

⏱️"Şu hakikatı kendi hayatım bana öğretti: İnsanoğlu, insanoğlunun cehennemidir.." 🕜Sabır, insanoğlunun tek kalesidir. 🕕"Hayatı güçleştiren şeylerden hoşlanacak yaşta değilim." 🕘- Bak doktor, dedim. Benim hiçbir şeyim yok. Sadece talihsizim.

Fakat neyi aldatabilirdim, kime anlatabilirdim? İnsan neyi anlatabilir? İnsan insana, insanlara hangi derdini anlatabilir? Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz.

Hayatı güçleştiren şeylerden hoşlanacak yaşta değilim.

insanoğlu insanoğlunun cehennemidir

“İnsanoğlu insanoğlunun cenenemidir..” Ne yazık ki öyle.

Sonra yavaş yavaş mantığım değişti. Hatta dünyaya bakışım, eşyayı görüşüm, insanları anlayışım değişti. Vakıa bunlar bir günde olmadı. Hatta çok güçlükle ve adım adım oldu. Hatta çok defa bana rağmen oldu. Fakat oldu.

Kitaplara bakarsanız, kendilerini dinlerseniz, insanoğlunun esas vasfı akıldır. Onun sayesinde diğer hayvanlardan ayrılır. Beylik sözüyle hayata hükmeder. Fakat kendi hayatlarına teker teker bakarsanız bu yapıcı unsurun zerre kadar müdahalesini göremezsiniz.

"İnsan yaradılışı tam bir eşitliğe razı olamaz. Ufak tefek imtiyazların teşvikine de muhtaçtır. Diyebilirim ki, bizzat iyilik dahi, ancak ceza görmesi ve ayıplanması icap eden bir kötülüğün bulunmasıyla kabildir."

insanoğlu insanoğlunun cehennemidir.

Sonra yavaş yavaş mantığım değişti. Hatta dünyaya bakışım, eşyayı görüşüm, insanları anlayışım değişti. Vâkıa bunlar bir günde olmadı. Hatta çok güçlükle ve adım adım oldu. Hatta çok defa bana rağmen oldu. Fakat oldu.

Şahıslar üzerinden batılılaşmanın ele alındığı bu romanda gerçek bir karakter olsaydı Hayri Irdal’a tavsiyem: İnsanlar geçmişinde, gününde zorluklarla hayal kırıklığıyla karşı kaşıya kalabilir bu doğanın kanunudur. İnsanı güçlü yapan şey kendine gerçekleştirmek ve yeteneğin dahilinde bir yolda ilerlemek olmalı ve asla manipülatif insanların yönlendirmesinde olmamalı.

Sonra yavaş yavaş mantığım değişti. Hatta dünyaya bakışım, eşyayı görüşüm, insanlar anlayışım değişti. Vakıa bunlar bir günde olmadı. Hatta çok güçlükle ve adım adım oldu. Hatta çok defa bana rağmen oldu. Fakat oldu.

Bak doktor, dedim. Benim hiçbir şeyim yok. Sadece talihsizim.

Ben aşktan daima kaçtım. Hiç sevmedim. Belki bir eksiğim oldu. Fakat rahatım. Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde... Fakat daima ödersiniz... Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz...

“Ben aşktan daima kaçtım.hiç sevmedim. belki bir eksiğim oldu. Fakat rahatım. Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde.. fakat daima ödersiniz… Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz.”
“Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında.”
“İnsan neyi anlatabilir? İnsan insana, insanlara hangi derdini anlatabilir? Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz.”
“En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı?Hatta ben var mıydım? Ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.”
“Belki de şahsiyet dediğin hafızanın ambarındaki maskelerin zenginliği ve birbiriyle yaptığı terkiplerin bizi benimsemesidir.”
“İnsan talihi bu idi. Hiç kimse yıldız olarak kalamıyordu. Muhakkak hayalimizdeki yerinden inecek, herkese benzeyecekti.” (s.275) -Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü”
“İnsan birisini bu kadar severse nasıl darılır' diyordu. Hiç darılabilir mi? Muhakkak yorulmuştur...”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş