
İnsan, sevdiği zaman değil, anlayabildiği zaman olgunlaşır.

Mümtaz, kendisini iç huzura ulaştıracak bir düzen ararken aşkı, kültürü ve gündelik hayatı aynı düşünsel bütün içinde anlamlandırmaya çalışır. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur romanında Nuran'la kurduğu ilişki, bu arayışın en güçlü fakat en kırılgan alanıdır. İki karakterin İstanbul'da yaşadığı aşk, geçmişin hatıraları, hastalık ve ölüm duygusuyla kuşatılır. Şehir bir arka plan olmaktan çıkar; semtleri, musikisi, Boğaz'ı ve tarih katmanlarıyla karakterlerin ruh hâlini biçimlendiren canlı bir varlık kazanır. Mümtaz'ın kişisel mutluluk isteği, toplumun değişen değerleri ve yaklaşan siyasal belirsizliklerle sürekli sınanır.
Tanpınar, Cumhuriyet döneminin kültürel ikilemlerini doğrudan bir fikir tartışmasına indirgemez. Doğu ile Batı, eski ile yeni, bireysel arzu ile toplumsal sorumluluk karakterlerin konuşmalarında ve seçimlerinde iç içe geçer. Nuran'la aşkın seyri, Mümtaz'ın aradığı “iç nizam”ın başka bir insana bağlanarak kurulup kurulamayacağını sorgular. Huzur, estetik düşünceyi, musikiyi ve İstanbul hafızasını psikolojik roman yapısında birleştiren; bir aydının huzur özlemi üzerinden modernleşmenin yarattığı kişisel ve toplumsal gerilimleri anlatan temel bir Türk edebiyatı eseridir.
Bookspace topluluğundan 29 gönderi

İnsan, sevdiği zaman değil, anlayabildiği zaman olgunlaşır.

Tanpınar, aşka o kadar farklı bir yerden yaklaşır ki okuyucuyu büyüler: "Hakikatte Nuran'ın aşkı Mümtaz için bir nevi dindi. Mümtaz bu dinin tek âbidi, ma- bedin en mukaddes yerini bekleyen ve ocağı daima uyanık tutan baş rahibi, büyük mâbûdenin sırrın yerini bulması için insanlar içinden seçtiği fani idi."

-Sen inanmıyor musun? - Hayır, yavrucuğum inanmıyorum: Bu saadetten mahrumum. İnansaydım mesele değişirdi. Bilseydim ki vardır, insanlarla hiçbir davam kalmazdı. Yalnız onunla kavga ederdim. Her an bir yerde yakalar, bana hesap vermeğe mecbur ederdim. Ve zannederdim ki bana hesap vermeğe mecbur olurdu. Gel, derdim gel, yarattığın mahluklardan birisinin derisine bir an gir. Benim her gün yaptığımı yap. Bir tanesinin hayatım yirmi dört saat yaşa! Pek bedbahtına gitmene lüzum yok. Sen ki yaratıcısın, bilmemen, anlamaman kabil olmaz. Onun için herhangi birinin derisine gir. Ve kendi yalanını bir an bizimle beraber yaşa; bizim gibi yaşa. Yirmi dört saat bu bataklıkta küçük susuzlukların kurbağası ol! İhsan güldü: -İyi ama, bütün bunları ancak inanan söyliyebilir. Sen pekala inanıyorsun!.. Hem hepimizden fazla!
İnsanlıktan ümit kesmedim, fakat insana güvenmiyorum.

O gün büsbütün güzeldi. Hiç yaşamamış şeyler gibi güzeldi. Hayatın eşiğinde,düşüncenin eşiğinde son bir defa gördüğümüz şeyler gibi güzeldi...

Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir; asıl mesele, hayatımızı verebilmektir.

"Eşya bize, bizden evvelki sahiplerinin hallerini fısıldayan birer hafızadır."

İnsan beyhude çalışırsa çabuk yorulur, bakın hepimiz yorgunuz.

Benim sana söyleyecek binlerce kelimem vardı ama sen beni bir suskunlukla öldürdün...

Gide gide iki duvar arası Kimi kurşun kimi bıçak yarası

Herşeyi cinselliğe hapis edenleri dünyanın ne kadar farklı bir yer olduğunu ve dostluk dostça konuşmanın dertleşmenjn tadını unuttuklarnnn haberinde deiller.. ortalk kötü kaynıyor diyenler siz iyi olmayı denediniz mi??

“İnsanın içinde bir şey kırılır da artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.”

Hayat bizimdir; ona istediğimiz şekli vereceğiz. Ve o şeklini alırken, kendi şarkısını yapacak. Fakat fikre, sanata hiç karışmayacağız! Onları hür bırakacağız. Çünkü, onlar hürriyet, mutlak hürriyet isterler.

Ne diye ayrıldın? Sefil ıstırapların oyuncağı oldun, gel, bana dön, terkibime karış, her şeyi unutur, eşyanın rahat ve mesut uykusunu uyursun.

“Huzur, dışarıda arandıkça kaçar; içimizde bulunduğu anda ise zaten her şey tamam olur.”

İnsanoğlu tam sevinemez, bu onun için imkânsızdır. Düşünce vardır, küçük hesaplar vardır ve korku vardır. Bilhassa korku vardır. İnsanoğlu korkan mahlûktur.

Masal bir anda, biz istiyoruz diye teşekkül etmez. O hayatın içinden fışkırır. Hele mazi ile bağlarımızı kesmek, Garp'a kendimizi kapatmak! Asla! Ne zannediyorsunuz bizi! Biz Şark'ın en klasik zevkli milletiyiz. Her şey bizden bir devam istiyor.

Madem ki düşünüyorum. O halde varım, madem ki duyuyorum, o halde varım, madem ki harp ediyorum, o halde varım, madem ki ıstırap çekiyorum, o halde varım! Sefilim varım, budalayım varım, varım, varım'

“Nuran’la birlikte olduğu anlar, hayatın dışına çıkılmış zamanlardı. O anlarda Mümtaz, geçmişten kurtulur, geleceği düşünmezdi. Zaman durur, kelimeler anlam kazanır, bir çiçek bile başka bir renkte açardı. Fakat bu anların geçici olduğunu bilir gibi, kalbinin bir köşesinde hep bir burukluk taşırdı. Çünkü o da biliyordu: İnsan, mutlu olduğu ânı yaşarken bile onun geçip gideceğini hisseder.”

Bütün felaketim herkesin bana yüklenmesinden geliyor. İcap ederse kendi başına kalabileceğini düşün… Kendi başına yaşayamayanlar beni böyle harap ediyor…

“Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında.”

Nuran'ı beklemek ona çok lezzetli geliyordu. Her şey lezzetliydi, ucunda Nuran bulunmak şartıyla.
"Sabahleyin her şey yeni baştan başlar; her gün yeni bir dünyadır."

Ahmet Hamdi Tanpınar -Huzur kitabını okuyan var mı? genel görüşleriniz neler?
“Vücutlarımız birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir asıl mesele hayatımızı verebilmektedir. Baştan aşağı bir aşkın olabilmek bir aynanın içine iki kişi girip oradan tek bir ruh olarak çıkmaktır.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş