Nazan Bekiroğlu'nun Kehribar Geçidi romanı, MS 300'lü yıllarda İmparator Diocletianus yönetimindeki Roma'da birbirine bağlanan hayatları izler. Kusurlu bir sikke elden ele ve keseden keseye dolaşarak şehrin farklı kesimlerini aynı hikâye zincirinde buluşturur. Yedi insan ile erdemli bir köpek, yollar, rüyalar ve haberler aracılığıyla kesişir. Gölgelerin mağarasına dönen habercinin her seferinde taşlanması, hakikati taşımanın bedelini düşündürür. Forum, Colosseum, Senato, Tiber Irmağı ve Şifa Tapınağı gibi mekânlar, dönemin siyasal gücünü gündelik hayatın ayrıntılarıyla yan yana getirir.
Bekiroğlu tarihsel Roma'yı yalnız dekor olarak kullanmaz. Kusurlu sikkenin dolaşımı, kişilerin seçimleri ve başlarına gelenlerle birlikte insan hayatlarının görünmez bağlarını ortaya çıkarır. Kaybedilmiş ya da hiç kazanılmamış özgürlükler, karakterlerin farklı arayışlarında ortak soruna dönüşür; iktidar, vicdan, şiddet ve hakikat temaları bu bağlantılar içinde derinleşir. Birbirini tanımayan kişilerin aynı sikke çevresinde dolaylı biçimde buluşması, romanın kader ile seçim arasındaki gerilimini de besler. Bu çok odaklı anlatı yapısı, Roma'nın siyasal baskısını vicdan ile özgürlük arasındaki çözülmemiş gerilimde birleştirir.