
Bazı şeyler zaman alır ve zamanda bazı şeyleri bizden alır.

Zeynep, yeni okulundaki ilk gününde salgın hastalık yüzünden binanın karantinaya alındığını öğrenir. Akşam olduğunda karanlık koridorlarda bir kız öğrencinin cesediyle karşılaşması, sağlık krizini bir cinayet gizemine dönüştürür. Beyza Alkoç, Karantina - Mahşerin Dört Atlısının Hikayesi 1'de Zeynep'i aynı tehlikenin içinde kalan üç gençle bir araya getirir; grup kendisini mahşerin dört atlısı olarak tanımlar.
Okulun kapalı duvarları, karakterleri dış dünyadan ayırırken korkularını ve birbirlerine duydukları ihtiyacı büyütür. Dört genç hem hastalık tehdidini hem de ölümün ardındaki belirsizliği aşmak zorundadır. Özgürlüğe ulaşma isteği, aralarındaki bağın sınandığı ortak mücadeleye dönüşür. Yakınlıkları yalnız aynı yerde mahsur kalmalarından doğmaz; birbirlerinin güvenebildiği tek kişiler hâline gelmeleriyle derinleşir.
Serinin ilk kitabı, gençlik romanını kapalı alan gerilimi ve arkadaşlık hikâyesiyle buluşturur. Zeynep'in yeni bir çevreye uyum sağlama kaygısı, daha ilk günde hayatta kalma ve gerçeği anlama çabasına evrilir. Karantina koşulları bedenleri sınırlar, fakat asıl mesele korkunun ruhları nasıl esir aldığıdır. Okur, cinayetin yarattığı soruların yanında bu dört gencin birbirine tutunarak özgür kalma iradesini izleyeceği bir başlangıçla karşılaşır.
Bookspace topluluğundan 9 gönderi

Bazı şeyler zaman alır ve zamanda bazı şeyleri bizden alır.

Keşke her kitabı sen okusan bana.

Her şey yok olup yalnız o kalsa, benim varlığım yine devam ederdi. Fakat her şey yerinde kalıp ta o ortadan kaybolsa, dünya bana büsbütün yabancı olurdu

Kendini kimseyle kıyaslama. Başarılı olman için okul birinciliklerine, bilmem ne ödüllerine gerek yok. Asıl başarı kendi savaşını kazanmaktır. Ve sen kendi savaşını kazanmakta bu dünyanın görebileceği en güçlü duruşa sahipsin.

Uzun zamandır kitap okumayan ben bu kitapla başladığım için şuan gerçekten kitap bağımlısıyım ve kitap da yazıyorum. İyi ki bu kitapla başladım🥲

Sahne hazır, oyun başlıyor... bir bulmacanın son kelimesi, gözler önüne çıkıyor. Gerçek sahnede , siz gerçeğin peşinde. Juliet Romeo 'nun ardında , Romeo bir göl dolusu su peşinde... en çok su arayan , elleri kanlı olandır. Sona geliyoruz , an ve an , adım adım. Bizi sona goturecek bir nehrin içindeyiz şimdi , ne derler bilirsin, her son , bir yeni nehrin başlangıcıdır... akışa bırak kendini, notlarının tek okuyucusu , sahne hazır, perde açılıyor . artık kimse , bu nehirden yüzerek çıkamayacak... nehir sizi içine istiyor , nehir kan istiyor . sahne hazır , oyuncular geliyor, perde açıldı , oyun başlıyor...

en çok da Zeynep gibi sevimekti karantina

" Juliet Romeo 'nun dur Romeo ise juliet'in"
"Her yeri kapatılmış bir labirentte, çıkışı arıyorsun... Oysa tek çıkış gökyüzü, başını kaldırıp bakmıyorsun.,"
“Teşekkür ederim..." "Teşekkür'mü edersin?”
“Kaybetmekten anlamayacak kadar kapatıyorsun kendini sevgiye. Sonra o duvarların içinde yapayalnız kaldığında anlıyorsun her şeyi. Kimi sevdiğini kimi özlediğini.....”
“Belki yağmura da gerek kalmazdı insanlar bu kadar kirli masaydı.”
“sıkırsan güneşten gece oluruz erkenden😍”
“büyük suçların bedelini masumlar öder”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş