
Elif Şafak’ın İskender romanı, Anadolu’dan Londra’ya göç eden Toprak ailesinin sevgi, aidiyet ve namus kavramları çevresinde parçalanan hikâyesini anlatır. Pembe, ikiz kardeşi Cemile’yi köyde bırakarak Âdem’le evlenir; İstanbul’dan sonra 1970’lerin sonunda Londra’ya taşınırlar. Çocukları İskender, Esma ve Yunus iki kültür arasında büyür.
Ailenin en çok kayırılan oğlu İskender, babasının uzaklaşmasıyla evin erkeklik ve otorite beklentilerini üzerine alır. Esma öfkesi ve dikkatli gözlemleriyle aile anlatısındaki çelişkileri sezerken Yunus farklı bir Londra’ya, müzik ve karşı kültür çevresine yönelir. Pembe’nin geçmişi ve evlilikte saklanan sır, göçmenliğin yalnız coğrafi bir yer değiştirme olmadığını gösterir. Sevgi ile denetim arasındaki sınır daraldıkça aile içindeki yaralar derinleşir.
Şafak, anlatıyı farklı zamanlar ve bakış açıları arasında kurarak tek bir suçun arkasındaki kuşaklar arası yükü araştırır. İkizlik, göç ve aile hafızası birbirini yansıtan motiflere dönüşür. İskender’in trajedisi bireysel bir öfke patlamasına indirgenmez; erkeklik, utanç ve aidiyet adına öğrenilmiş davranışların yakın olunan insanlara nasıl yöneldiğini gösteren toplumsal bir çerçeve kazanır.
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!
“Gece durgundur perdesi saklar hayallerimizi”
“Aşkı aramadan evvel, düşün bir, ya benden nasıl bir âşık olur? İnsanın sevdası karakterinin yansımasıdır. Sen kavgacı isen, ha bire öfkeli, aşkı da bir cenk gibi yaşarsın. Gönlü pak olanın sevgisi de saf olur. Şu…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş