Ala, dış görünüşü ve yaşadıkları yüzünden kendisini dünyadan geri çekmiş, konuşmakta zorlanan genç bir kadındır. Gülseren Budayıcıoğlu, Hayata Dön'de onun sessizliğinin ardındaki ağır geçmişe psikiyatri seansları aracılığıyla yaklaşır. Ala'yı konuşturma çabası, acı veren anıları ortaya çıkarmanın yanında kapandığını sandığı hayat yollarına yeni bir anahtar bulmayı da amaçlar.
Seanslarda Tutankamon'un gizeminden Hitler ile Freud'un birbirine zıt düşünce dünyalarına, Çariçe Katerina'dan Eva Peron ve Prenses Süreyya'nın yaşamlarına uzanan hikâyeler anlatılır. Bu örnekler, Ala'nın kendi kaderini tek ve değişmez bir sonuç olarak görmesine karşı farklı deneyim aynaları sunar. Başkalarının yükselişleri, kayıpları ve seçimleri konuşuldukça genç kadının kendi öyküsünü dile getirebileceği bir alan açılır. Her hikâye, başka türlü yaşamanın mümkün olduğuna dair yeni bir karşılaştırma noktası sağlar.
Dışarıdan imrenilen hayatların görünmeyen acıları ile mütevazı yaşamların saklı mutluluğu yan yana gelir. Tedavinin ilerleyişi, iyileşmeyi ani bir mucizeden çok güven kurma, dinleme ve insanın kendisine yaklaşma süreci olarak gösterir. Ala'nın suskunluktan söze doğru attığı adımlar, geçmişin belirlediği sınırların emekle değişebileceği düşüncesini taşır. Kitabın başarı öyküsü de kişinin başkasına benzemesinden çok kendi yaşamına yeniden katılabilmesinde şekillenir.