
“Pencereyi kapatarak dışarıdan gelen seslere mâni olmuştu. Ya içindeki sesler? Nasıl kulak tıkayacaktı onlara?”

26 Kasım Perşembe akşamı, okul üniformalı esrarengiz bir genç kız Hayat Apartmanı'nın bozuk kapısından içeri girer. Karanlık merdivenlerde yukarı doğru attığı her adım yeni bir sırrı açığa çıkarırken birini ölüme yaklaştırır. Mustafa Ulusoy, Hayat Apartmanı'nda bu tekinsiz ilerleyişi dünyanın farklı yerlerine dağılmış hayatların aynı zaman aralığında birleştiği geniş bir anlatıya dönüştürür.
Fikirtepe'deki Mülayim'den Londra uçağındaki kardiyolog Murat Bey'e, Kilis'teki Halepli Muhammed'den New York sokaklarındaki Numan'a kadar birbirini tanımayan kişiler kendi gündelik kaygılarıyla meşguldür. Ramazan'ın rüyası, Dursun'un kaldırdığı ağırlık, Kamil'in durdurduğu film ve Mehmet Göğebakan'ın yaşlandığını fark edişi ayrı yönlere açılır. Küçücük bir iyilik ise bu dağınık dengeleri değiştirecek gücü taşır.
Bütün çizgiler Mualla Hanım'ın ömrünün son anında birbirine mühürlenir. Yerde yatan kadının karşısındaki Cemile, ölümün kendi elinden geleceğini söyler ve apartmandaki gizemi kişisel bir tehdide dönüştürür. Eşzamanlı hayatlar tesadüf, iyilik ve ölüm çevresinde buluşur. Anlatı tek bir binanın merdivenlerinden başlayıp farklı şehir ve ülkelerdeki seçimlerin görünmez bağlarına ulaşan gerilimli bir kesişme hikâyesi kurar.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

“Pencereyi kapatarak dışarıdan gelen seslere mâni olmuştu. Ya içindeki sesler? Nasıl kulak tıkayacaktı onlara?”
Başkalarına değer vermeyenler başta kendilerine değer vermezler. Hayattan, insanlardan nefret edenler kendi varlıklarından da nefret ederler. Gözlük camları kirli olan sadece çevresini değil kendini de kirli görür etrafa böyle söylemezler elbette. İç alemlerinde bir sır gibi tutarlar bunu. Ben size değer vermediğim gibi kendime de değer vermiyorum demeyi kendilerine yediremezler.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş