
Doğuştan getirdiğimiz tek bir kusur var: Hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimize inanıyoruz... *Alain de Botton | Felsefenin Tesellisi*

Felsefe, gündelik hayatın sıkıntıları karşısında ne işe yarar? Alain de Botton, Felsefenin Tesellisi’nde düşünce tarihini uzak ve soyut bir bilgi alanı olarak sunmak yerine kişisel acılara eşlik edebilecek bir kaynak olarak ele alır. Kitabın her bölümü ayrı bir filozofun hayatından ve yazdıklarından hareket eder; böylece fikirler, okurun kendi deneyiminde karşılık bulabilecek belirli bir sorunla buluşur.
Toplum tarafından kabul görmemenin yarattığı yalnızlık Sokrates üzerinden düşünülür. Yeterince paraya sahip olmama kaygısı Epikuros’un yaklaşımıyla, düş kırıklığı Seneca’nın görüşleriyle ele alınır. İnsan kendisini yetersiz hissettiğinde Montaigne, kırık bir kalple karşılaştığında Schopenhauer farklı bir bakış sunar. Başkalarının hayatını kıskanarak acı çekenler içinse Nietzsche’nin düşüncesi devreye girer. Bu eşleştirmeler filozofları hazır reçetelerin sahibi yapmaz; onların sorularını bugünün duygularına yaklaştırır.
De Botton’ın yöntemi, okuru sıkıntılarını küçümsemeye veya kolay iyimserliğe yöneltmez. Bir düşünürün yaşamı ile savunduğu fikir arasındaki bağ, bilgeliğin soyut kurallardan çok sınanmış tutumlarla anlaşılabileceğini gösterir. Esprili ve erişilebilir anlatım, felsefi kavramların ciddiyetini korurken onları gündelik dile taşır. Altı farklı teselli yolu, mutsuzluğun tek bir nedeni veya çözümü olmadığını hatırlatır.
Kitap sonunda felsefe, yalnızca daha iyi hissetmek için kullanılan geçici bir araç değildir. Kabul görme, para, hayal kırıklığı, yetersizlik, aşk acısı ve kıskançlık üzerine yeniden düşünmek, insanın kendi değerlerini ve beklentilerini gözden geçirmesini sağlar. Böylece teselli, sorunu ortadan kaldırmaktan çok ona daha geniş ve bilinçli bir bakışla yaklaşma imkânına dönüşür.
Bookspace topluluğundan 3 gönderi

Doğuştan getirdiğimiz tek bir kusur var: Hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimize inanıyoruz... *Alain de Botton | Felsefenin Tesellisi*

Tat alma, duyma zevkini, cinsel zevkleri, güzel şeyler görünce içimde uyanan hoş duyguları bir kenara atarsam, " diye yazıyordu bu filozof," iyiyi kötüden nasıl ayırırım bilmiyorum.

Doğuştan getirdiğimiz tek bir kusur var: hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimize inanıyoruz.
“Sıradan yemekler yemek, çok zengin bir sofrada yemek yemek kadar zevk verir insana, tabii daha fazla, daha lüks şeyler yeme isteğinden doğan acıyı bir kenara bırakırsak”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş