
• "Sana zincirlerini kırman için yalvaranlara güvenme. Çünkü gerçek özgür insan, zincirini de gardiyanını da kendisi yıkar."

On iki yıldır yaşadığı kentten ayrılmaya hazırlanan El Mustafa, kendisini memleketine götürecek gemiyi beklerken halkın çevresinde toplandığını görür. Halil Cibran'ın Ermiş kitabında kentliler ondan gitmeden önce aşk, evlilik, çocuklar, çalışma, özgürlük, yasalar, güzellik, din ve ölüm üzerine konuşmasını ister. El Mustafa'nın her soruya verdiği yanıt, gündelik yaşamın bir yönünü şiirsel bir düşünceye dönüştüren kısa bir söylev niteliğindedir. Ayrılık çerçevesi, bu bağımsız bölümleri ortak bir veda anında birleştirir.
Cibran kesin kurallar sıralamak yerine benzetmeler, karşıtlıklar ve ritmik cümlelerle insanın kendi iç bilgisini fark etmesine alan açar. Sevgi sahip olmakla, özgürlük bağlardan bütünüyle kaçmakla, çalışma ise yalnız geçim sağlamakla sınırlanmaz. Konuşmalar birey ile topluluk, arzu ile sorumluluk, sevinç ile keder arasındaki bağı araştırır. Dinsel bir kurumun öğretisini izlemeyen metin, farklı inançlardan okurlara açık manevi bir dil kurar. El Mustafa'nın kentlileri dışarıdan yargılamaması, öğütlerin buyurganlığını azaltır; onların deneyimlerinde zaten bulunan anlamı görünür hâle getirir. Ermiş, yaşamın temel meselelerini kısa, simgesel ve kolayca yeniden okunabilen bölümlerle ele alan felsefi-şiirsel bir klasiktir.
Bookspace topluluğundan 16 gönderi

• "Sana zincirlerini kırman için yalvaranlara güvenme. Çünkü gerçek özgür insan, zincirini de gardiyanını da kendisi yıkar."

Ruhumuz çoğu zaman bir savaş alanıdır...

Kederinizin maskesi düşmüş halidir aslında sevinciniz.

“Özgürlük, zincirlerin yokluğu değildir; Ruhun kendi içindeki korkulardan kurtulmasıdır. Kendinizi tanıdığınızda ve kendi sınırlarınızı aştığınızda, Gerçek özgürlüğe ulaşırsınız.”

Sıkıntıdayken ve dara düşünce dua edersiniz hep; keşke sevinçleriniz doruğundayken ve bolluk içinde yüzerken de dua ede bilseniz.

Sevin bir-birinizi ama sevginize esir olmayın.

“Hep yalnızlığın yolunu arayan biz gezginler bir günü sonlandırdığımız yerde başlamayız başka güne; Hiç bir gün doğumu günbatımının bıraktığı yerde bulamaz bizi. Tüm yeryüzü uykudayken bile yollara düşeriz .”

“Gerçekte bedenin rahata düşkünlüğü ruhun tutkusunu öldürür, sonra da onun cenaze alayının ardından sırıtarak yürür.”

“Yolları zor ve dik olsa da, aşk sizi çağırdığında onu takip edin. Kanatlarıyla sizi sarmaladığında ona teslim olun; tüyleri arasında gizlenmiş kılıçlar sizi yaralayacak olsa da. Ve sizinle konuştuğunda, inanın ona; bahçeyi harap eden kuzey rüzgârı gibi, rüyalarınızı sesiyle parçalasa bile. Zira aşk, taçlandırdığı kadar çarmıha da gerer sizi. Besler, büyütür, hem de budar.”

Ve bir kadın, “Bize acıdan bahset,” dedi. Ve o cevap verdi: “Acınız, anlayışınızı saklayan kabuğun kırılışıdır. Nasıl bir meyvenin çekirdeği, kalbi Güneş’i görebilsin diye kabuğunu kırmak zorundaysa, siz de acıyı bilmelisiniz. Ve eğer kalbinizi, yaşamınızın günlük mucizelerini hayranlıkla izlemek üzere açarsanız; acınızın, neşenizden hiç de daha az harikulade olmadığını göreceksiniz. Ve kırlarınızın üstünden mevsimlerin geçişini kabul ettiğiniz gibi, aynı doğallıkla kalbinizin mevsimlerini de onaylayacaksınız. Ve kederinizin kışını da pencerenizden huzur içinde seyredeceksiniz.”

“Verdiği kap yaksa da dudaklarınızı, çömlekçinin kendi kutsal göz yaşlarıyla ıslattığı kilden yapıldı.”

“Tarlalarınızdan gelip geçen mevsimleri kabullendiğiniz gibi, kalbinizin mevsimlerinide kabullenirsiniz .”

Sevinç ve Keder Daha sontasında, Bize sevincten ve kederden bahset," dedi bir kadın. El Mustafa cevap verdi: "Sizin sevinciniz, maskesi düşmüş kederinizdir. Gülüşinüzüin yükseldiği kuyunun tpatp aynıs, çoğu zaman gözyaşlarınızla dolmuştur. Başka türlü nasıl olabilirdi ki? Kederiniz varoluşunuzda ne kadar derin bir oyuk açarsa, içinizde de bir o kadar sevinç barındirabilirsiniz. Şarabınıza tutan bu kadeh, çömlekçinin firininda pisen kadchin ta kendisi değil midir?

“Hep yalnızlığın yolunu arayan biz gezginler bir günü sonlandırdığımız yerde başlamayız başka güne; Hiç bir gün doğumu günbatımının bıraktığı yerde bulamaz bizi. Tüm yeryüzü uykudayken bile yollara düşeriz .”

Fakat yüreğindekilerin pek çoğu söylenmeden kaldı. Çünkü daha derinlerdeki gizini kendisi dillendiremezdi.

Aşk sizi çağırdığı zaman onu izleyin.. yolları dik ve zorlu olsa da..Çünkü aşk taçlandırdığı gibi çarmıha da gerer sizi. Hem besler, büyütür hem de budar sizi...
“• “ Malınızdan mülkünüzden verdiğinizde pek fazla bir şey vermiş sayılmazsınız. Gerçekten vermek kendinden vermektir.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş