
Ruhumuz çoğu zaman bir savaş alanıdır...

Ermiş, Halil Cibran'ın insan yaşamına, sevgiye, özgürlüğe, çalışmaya, acıya ve bilgeliğe dair şiirsel düşüncelerini bir araya getiren klasik eseridir. Kitap, yıllar sonra memleketine dönmeye hazırlanan El Mustafa'nın, ayrılmadan önce halka verdiği öğütler etrafında ilerler.
Halil Cibran, Ermiş'te felsefi metin ile şiirsel anlatımı sade ve etkileyici bir dille buluşturur. Her bölüm, insanın günlük hayatında karşılaştığı temel duygulara ve sorulara içsel bir cevap arar. Bu nedenle eser hem edebi hem de düşünsel yönüyle geniş bir okur kitlesine seslenir.
Ermiş; bilgelik kitapları, şiirsel denemeler ve manevi derinliği olan klasik metinler arayan okurlar için zamansız bir eserdir.
Bookspace topluluğundan 19 gönderi

Ruhumuz çoğu zaman bir savaş alanıdır...

Kederinizin maskesi düşmüş halidir aslında sevinciniz.

Ne çok serpiştirdim bu sokaklara ruhumun parçacıklarını ( sabahtan şu ana kadar 6 ilçe de fiili bulundum yoruldum durdum oturdum dinleniyorum)

“Özgürlük, zincirlerin yokluğu değildir; Ruhun kendi içindeki korkulardan kurtulmasıdır. Kendinizi tanıdığınızda ve kendi sınırlarınızı aştığınızda, Gerçek özgürlüğe ulaşırsınız.”

Sıkıntıdayken ve dara düşünce dua edersiniz hep; keşke sevinçleriniz doruğundayken ve bolluk içinde yüzerken de dua ede bilseniz.

Sevin bir-birinizi ama sevginize esir olmayın.

“Hep yalnızlığın yolunu arayan biz gezginler bir günü sonlandırdığımız yerde başlamayız başka güne; Hiç bir gün doğumu günbatımının bıraktığı yerde bulamaz bizi. Tüm yeryüzü uykudayken bile yollara düşeriz .”

Ne gariptir ki toplum olarak, aklı yavaş olana değil de ayağı yavaş olana; yüreği kör olana değil de gözü kör olana acırız.

“Gerçekte bedenin rahata düşkünlüğü ruhun tutkusunu öldürür, sonra da onun cenaze alayının ardından sırıtarak yürür.”

“Yolları zor ve dik olsa da, aşk sizi çağırdığında onu takip edin. Kanatlarıyla sizi sarmaladığında ona teslim olun; tüyleri arasında gizlenmiş kılıçlar sizi yaralayacak olsa da. Ve sizinle konuştuğunda, inanın ona; bahçeyi harap eden kuzey rüzgârı gibi, rüyalarınızı sesiyle parçalasa bile. Zira aşk, taçlandırdığı kadar çarmıha da gerer sizi. Besler, büyütür, hem de budar.”

Bir de hakikati içlerinde taşıyıp da kelimelere dökmeyenler var...

Ve bir kadın, “Bize acıdan bahset,” dedi. Ve o cevap verdi: “Acınız, anlayışınızı saklayan kabuğun kırılışıdır. Nasıl bir meyvenin çekirdeği, kalbi Güneş’i görebilsin diye kabuğunu kırmak zorundaysa, siz de acıyı bilmelisiniz. Ve eğer kalbinizi, yaşamınızın günlük mucizelerini hayranlıkla izlemek üzere açarsanız; acınızın, neşenizden hiç de daha az harikulade olmadığını göreceksiniz. Ve kırlarınızın üstünden mevsimlerin geçişini kabul ettiğiniz gibi, aynı doğallıkla kalbinizin mevsimlerini de onaylayacaksınız. Ve kederinizin kışını da pencerenizden huzur içinde seyredeceksiniz.”

“Verdiği kap yaksa da dudaklarınızı, çömlekçinin kendi kutsal göz yaşlarıyla ıslattığı kilden yapıldı.”

“Tarlalarınızdan gelip geçen mevsimleri kabullendiğiniz gibi, kalbinizin mevsimlerinide kabullenirsiniz .”

Sevinç ve Keder Daha sontasında, Bize sevincten ve kederden bahset," dedi bir kadın. El Mustafa cevap verdi: "Sizin sevinciniz, maskesi düşmüş kederinizdir. Gülüşinüzüin yükseldiği kuyunun tpatp aynıs, çoğu zaman gözyaşlarınızla dolmuştur. Başka türlü nasıl olabilirdi ki? Kederiniz varoluşunuzda ne kadar derin bir oyuk açarsa, içinizde de bir o kadar sevinç barındirabilirsiniz. Şarabınıza tutan bu kadeh, çömlekçinin firininda pisen kadchin ta kendisi değil midir?

Sıkıntıya ve dara düşünce dua ediyorsunuz; keşke sevinciniz doruklarda olduğunda ve bolluk günlerinizde de dua etseniz.

“Hep yalnızlığın yolunu arayan biz gezginler bir günü sonlandırdığımız yerde başlamayız başka güne; Hiç bir gün doğumu günbatımının bıraktığı yerde bulamaz bizi. Tüm yeryüzü uykudayken bile yollara düşeriz .”

Fakat yüreğindekilerin pek çoğu söylenmeden kaldı. Çünkü daha derinlerdeki gizini kendisi dillendiremezdi.

Aşk sizi çağırdığı zaman onu izleyin.. yolları dik ve zorlu olsa da..Çünkü aşk taçlandırdığı gibi çarmıha da gerer sizi. Hem besler, büyütür hem de budar sizi...