
"Ne dersem diyeyim, sizi hiçbir şekilde etkileyemeyeceğimi biliyorum," dedi. Çünkü sizde etkilenecek ruh yok. Hepiniz, omurgasız, solucan gibi yaratıklarsınız.

Demir Ökçe, uzak bir geleceğin bakışını yirminci yüzyıl başındaki sınıf çatışmalarına çeviren katmanlı bir anlatıdır. Jack London, “İnsanın Kardeşlik Çağı”ndan geriye bakan çerçeveyle, Oligarşi ile işçiler ve sosyalistler arasındaki mücadelenin hem tarihsel kayıt hem de distopya gibi okunmasını sağlar. Bu mesafe, anlatılan düzenin geçmişte kalıp kalmadığı sorusunu daha ilk sayfalarda uyandırır. Bugünün okuruna da rahatsız edici bir yakınlık duygusu verir.
Okur toplumsal yapıyı, genç sosyalist Ernest Everhard'ın farklı çevrelerdeki karşılaşmaları boyunca tanır. Üniversite çevreleri, din adamları, burjuvazi, ayrıcalıklı işçi katmanları ve yoksul mahalleler birbirinden kopuk tablolar olarak değil, aynı düzenin parçaları olarak görünür. Ernest'in Avis'le ilişkisi de düşünsel mücadelenin kişisel hayatla nasıl kesiştiğini anlatıya taşır.
Jack London'ın romanı, siyasal fikirleri yalnızca konuşmalarla aktarmak yerine kişileri sınıflar arasındaki geçişlere sokar. Bu yüzden Demir Ökçe'yi okumak, geleceği anlatan düz bir maceradan çok, tanıdık gerçekliğin sertleştirilmiş bir aynasında dolaşmaya benzer. Yeraltındaki örgütlenme, toplumsal baskı ve değişim arzusu birbirini beslerken roman, distopya ile siyasal çözümleme arasındaki sınırı bilinçli biçimde bulanıklaştırır.
Bookspace topluluğundan 23 gönderi

"Ne dersem diyeyim, sizi hiçbir şekilde etkileyemeyeceğimi biliyorum," dedi. Çünkü sizde etkilenecek ruh yok. Hepiniz, omurgasız, solucan gibi yaratıklarsınız.

Babam temiz iyi bir insandı.Lakin tartaklana tarklana üzülmüş,sakatlan mış,hayatın zulümleriyle körleşmişti. Patronlar,bu kurtlar,onu bitik bir hayvan haline getirdiler.Zengin parazitler,kibar beyler,azgın kurtlar onun canını ve kanını bir işçi alemine bir yaldızlı cümbüş gecesine çevirdilerr

Kıyımın ve yıkımın içinde dünyaya kalıcı barış ve mutluluk getirmek için mücadele eden biz zavallı insanların sonu bu oluyor
"Altı-yedi yaşındaki çocuklar her gün on iki saatlik vardiyalarda çalıştırıldılar. Kutsal gün ışığını görmeden büyüdüler. Sinekler gibi öldüler. Sermayedarların hisselerine düşen kâr, onların kanıyla ödendi."

“Gerçekleri görmeye başladığımda içimde bir ağırlık hissettim. Yoksulların acısını yıllardır gözlerimin önüne serildiği hâlde hiç görmemiş olduğumu fark ettim. O an, Ernest’in sözlerinin sadece teoriden ibaret olmadığını anladım; içinde yaşadığımız düzen gerçekten de güçlülerin dünyasıydı. Ve ben artık o dünyanın parçası olmak istemiyordum.” -Jack London

Tatlı bir rüzgâr yanağımı okşuyor, tatlı tatlı ciğerlerime doluyordu. Başım dönüyordu, iyice ayılmamıştım.
"Hayatımı yaşamaya değer kılan şey meraktır."

"Karnım da öylesine acıktı ki," diye ekledi. "Şu kaldırım taşlarını bile yiyebilirim." Bunu söyler söylemez de ayağa kalktı, sokağın ortasından koca bir taş aldı ve bunu bir dükkânın vitrinine indirdi.

"İnsanların kimlikleri her zaman bir esrar perdesinin ardında gizlidir."

Her biriniz evreni ve kendinizi açı klamak için kendi bilinç sınırlarınızın içine kapanıp kalıyorsunuz. İnsanın, bilinci bilinçle açıklamaya çalışması, çizmesinin konçlarından kendini çekerek havalandırmaya çalışmasına benzer.
"Eğer ileride Amerika bizim için tehlikeli olursa Türk vatandaşlığına geçebiliriz.""
"Diz çöktüm önlerine, rüzgârla çektim içime. Ne güzeldir bir nefes çekmek bile; Hayata da kalkar kadehim, Ölüme de, Ve dudaklarımda şarkılarımla öldüğümde, Geçecek kadehim başka 'ben'lerde elden ele."

Bu insan seliyle nereye olduğunu bilmeden sürükleniyordum.

Kadın, erkek, genç, ihtiyar, ateşli, uysal, zeki ya da sıradan bütün devrimci yoldaşları sorguya çekin. Onları bu yola iten nedenin, doğruluğa olan susuzlukları olduğunu göreceksiniz.

Zayıf düşerlerse, büyük hayvanın onları yutacağına ve güzel olan her şeyin, bütün iyi ve yüce değerlerin, kaybolacağına inanıyorlardı.

Dünyaya çok sıkı, inatla bağlı bir insanım ben. Bulutlara uçamam.

İçten olduğu sürece, herkesin doğru bildiğini söylemesinde bizim için bir sakınca yok
Bunun cevabı, "Zihnim, benim krallığımdır," oldu. "İşte havada yaşadığınızı söylemenin bir başka yolu. Ama nasılsa yemek zamanı gelince ya da deprem olursa aşağı inersiniz. Söyleyin bana Doktor, o manevi bedeninize depremde maddi varlığı olmayan bir tuğla isabet eder diye kuruntu yapmıyorsunuz, değil mi?"

Jack London gibi bir yazardan daha iyisini beklerdim. Kendisi çok sevdiğim bir yazar ve birçok kitabını okudum. Bu nedenle, sosyalist bir devrimi konu alan bir kitap olduğu için Demir Ökçe’den beklentim oldukça yüksekti. Ancak ne yazık ki bu kitap, Jack London ortalamasının altında kalmış gibi hissettirdi. Demir Ökçe, adeta Karl Marx’ın fikirlerinin kurguya dökülmüş bir versiyonu. Özellikle kitabın ilk bölümlerinde, Marksist teori Ernest karakteri üzerinden oldukça etkileyici diyaloglarla aktarılıyor. Bu yönüyle, Marksizmi öğrenmek isteyenler için iyi bir başlangıç kitabı olabilir. Edebi anlatım ise ikinci planda kalıyor; kitap daha çok bölüm bölüm, ana karakterin bu teorileri insanlara aktardığı ve onlarla tartıştığı sahnelerden oluşuyor. İlk yarıdaki Ernest’in mükemmel diyalogları beni fazlasıyla etkiledi, altını çizdiğim birçok yer oldu. Fakat ikinci yarıya doğru bu diyalogların azalmasıyla beraber kitaba olan ilgim azaldı. Yine de Jack London'ı seven ve sosyalizm'e ilgisi olanlar
çukurdan çıkacak,işçi kastlarını ve Oligarşiyi un ufak edecektir,sonra, nihayet,yıllarca,yüzyıllarca süren bir uğraşın sonunda,halka gün doğacaktır.Ben o günü göreceğimi sanmıştım ama şimdi o güneşi asla görmeyeceğimi biliyorum.

Karanlık bir dehlizden geçerken bir kibrit yaktı, yüzüne yaklaştırdıktan sonra maskesini sıyırdı. Bir an, Peter Donelly'nin, tutkunun değiştirmiş olduğu yüz hatlarını gördüm, sonra kibrit söndü.
öyle hayatını zar zor devam ettirebilecektir.Oligarşi,binlerce yıl,on binlerce yeni şeyler yapmaya devam edecektir.Eski Mısırlılar, Babilliler gibi,hatta onların aklına hayaline gelmeyen yapıtlar inşa edeceklerdir.Ve Oligarşi gününü doldurunca,bu büyük caddeler ve büyük şehirler, işçilerin gönüllerince yaşayacakları birer cennet olacaktır.Oligarşi bunları yapmak zorundadır,çünkü başka çaresi yoktur.İşçilerin yarattıkları bu artı-değerler,böyle büyük yapıtlar olarak yükselecektir. Eski Mısır'ın yönetici sınıfının halktan çaldığı paraları piramitlere ve tapınaklara yatırdığı gibi,onlar da emekçinin hakkı olan parayı büyük yapıtlara dönüştüreceklerdir.Oligarşi döneminde,bir rahipler sınıfı değil,bir artistler sınıfı türeyecektir.Ve burjuvazinin tüccar sınıfı yerine,işçi kastları meydana gelecektir.Bunların altında derin,büyük bir çukurda açlıktan kırılan,çürüyen ama durmadan kendini yenileyen insanlar,yani halk,yani nüfusun çoğunluğu bulunacaktır.Ve sonunda,kim bilir ne gün,bu halk ..
Üretim fazlasından kurtulmanın bir yolunu bulacaklar,diye cevap verdi.Oligarşi bir çıkar yol bulur, merak etme.Şahane yollar yapılacak.Bilimde ve özellikle sanatta büyük gelişmeler kay dedilecek. Oligarşi,halkı iyice çekip çevirmeyi başarınca da yeni birtakım konular geliştirecek.Güzelliğe tapacak Oligarşi.Sanat âşıklısı olacaklar.Onların yönetimi ve cömert ödülleri sanatçıları kaleme kuvvet çalıştıracak.Bunun sonucunda büyük sanat eserleri doğacak dünkü güne kadar olduğu gibi orta tabakanın burjuva zevklerine yüz vermeyecekler.Büyük bir sanat doğacak,görürsün bak büyük şehirler kurulacak,bu yeni şehirler,eski şehirleri virane gibi gösterecek.Ve şehirlerde Oligarşi mensupları oturup güzelliğe tapacaklar böylece emek bütün işi sırtına yüklenirken artı-değer büyüyecek.Bu büyük binaların ve şehirlerin inşası,milyonlarca emekçiyi,önüne ölmeyecek kadar bir dilim ekmek atılmış halde bırakacaktır.Çünkü böylesine büyük kazançlar,ancak büyük harcamalarla dengelenebilecek ve işçi gene ..
“Sizin sınıfınızın zekâdan yoksun ve aptal olduğunu söylemiştim. İşte bayım, siz de bu savıma güzel bir örneksiniz!”
“Yarım yamalak bilgi sahibi olanların cehaletinin çok tehlikeli bir şey olduğu söylenir; ne kadar da doğruymuş.”
“Bir generali satın almak onunla ve arkasındaki orduyla savaşmaktan çok daha ucuzdur.”
“Her biriniz evreni ve kendinizi açı klamak için kendi bilinç sınırlarınızın içine kapanıp kalıyorsunuz. İnsanın, bilinci bilinçle açıklamaya çalışması, çizmesinin konçlarından kendini çekerek havalandırmaya çalışmasına…”
“Elinizdekilerin hepsini istiyoruz daha azına kesinlikle razı değiliz. Tüm dizginleri ve insanlığın kaderini elimize almak istiyoruz. İşte, ellerimiz burada. Bunlar güçlü ellerdir. Hükümetlerinizi, saraylarınızı ve tüm…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş