
Her adam, hayatının tozuyla toprağını üstünden silkeledikten sonra geriye sadece en zor ve en açık sorular kalacaktır. İyi miydi kötü müydü ? İyi mi yaptım , kötü mü?

John Steinbeck'in Cennetin Doğusu romanı, Kaliforniya'nın Salinas Vadisi'nde Trask ve Hamilton ailelerinin birkaç kuşağa yayılan hikâyesini bir aile destanı olarak kurar. Toprak, göç, emek ve miras çevresinde gelişen yaşamlar; kardeşlik, sevgi ve kabul edilme arzusuyla birbirine bağlanır. Steinbeck, Tekvin'deki Habil ile Kabil anlatısından gelen yankıları karakterlerin seçimlerine taşır; roman kişilerini tek bir iyi-kötü şemasına hapsetmeden geçmişten devraldıkları yüklerle nasıl mücadele ettiklerini izler. Samuel Hamilton'ın üretken merakı ve Trask ailesindeki çatışmalar, vadinin tarihini kişisel kaderlerle birbirine bağlar.
Geniş zaman aralığı ve dönüşümlü aile odakları, Salinas'ı arka planı aşan, hafıza ve aidiyetin biçimlendiği canlı bir mekân haline getirir. Romanın ahlaki sorusu, insanın doğuştan belirlenip belirlenmediğinden çok zarar verme, bağışlama ve farklı bir yol seçme imkânında yoğunlaşır. Kuşaklar boyunca tekrarlanan kardeş rekabeti, benzer koşulların aynı sonucu doğurup doğurmayacağını sınayan yeni biçimler kazanır. Aile sırları ile kuşaklar arası benzerlikler merakı beslerken nihai kararlar açıklanmaz; destanın duygusal ağırlığı, karakterlerin birbirlerinde buldukları ya da bulamadıkları karşılıkta toplanır. Bu çok katmanlı yapı, miras alınan çatışmaların geleceği zorunlu olarak belirlemediği düşüncesine güçlü bir alan açar.
Bookspace topluluğundan 24 gönderi

Her adam, hayatının tozuyla toprağını üstünden silkeledikten sonra geriye sadece en zor ve en açık sorular kalacaktır. İyi miydi kötü müydü ? İyi mi yaptım , kötü mü?

"Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben... Biz artık geçmiş zamanız. Bir anlık öfke, binlerce sahne." Steinbeck

“Öldürmek mi istedi?” “Bunu her şeyden çok düşündüm. Hayır, öldürmek istediğini sanmıyorum. Bana o onuru bağışlamadı. İçinde nefret yoktu, hiçbir tutku yoktu. Bunu askerde öğrendim. Birini öldürmek istiyorsan, kafasına, kalbine ya da karnına ateş edersin. O hedeflediği yerimden vurdu beni. Silah namlusunun hareketini hatırlıyorum. Ölmemi isteseydi o kadar ağırıma gitmezdi belki, o da bir çeşit sevgi olurdu. Ama ben düşman değildim onun için, karın ağrısıydım sadece.”

Herkesin hiç kimseyle paylaşmadığı gizli acısıyla dolu kutusu vardır.

- “Sevgi yok senin içinde.” - “Vardı, beni öldürmeye yetecek kadar.”

İnanılmamış bir doğru insanı yalan kadar yıpratır..

Aşkta çok maharetli değilsin ama öğretirim sana. Öğreteceğim.

"iyi ki geldin! Iyi ki. Hastalıktan yeni kalkmış gibi hissediyorum kendimi."

“Artık mükemmel olmak zorunda değilsen, iyi olabilirsin.”

— "Beni öper misin?" — "Burada mı? Sokağın ortasında mı?" — "Neden olmasın?" - "Herkes görecek." — "istiyorum görmelerini."

"seni bu dünyada her şeyden çok sevmiştim. Gerçekten. O kadar güçlü bir aşktı ki, öldürmesi epey zor oldu."

“- Öldürmek mi istedi?” “Bunu her şeyden çok düşündüm. Hayır, öldürmek istediğini sanmıyorum. Bana o onuru bağışlamadı. İçinde nefret yoktu, hiçbir tutku yoktu. Bunu askerde öğrendim. Birini öldürmek istiyorsan, kafasına, kalbine ya da karnına ateş edersin. O hedeflediği yerimden vurdu beni. Silah namlusunun hareketini hatırlıyorum. Ölmemi isteseydi o kadar ağırıma gitmezdi belki, o da bir çeşit sevgi olurdu. Ama ben düşman değildim onun için, karın ağrısıydım sadece.”

Zaman merhemi şahına inanmaz. Beklerse herkes iyileşir. İyileşiyorsun.

Bir çocuğun en büyük korkusu sevilmemek, en çok korktuğu cehennem reddedilmektir.

“Sevgi, insanın kendini başka birinde bulmasıdır.”

"Yalanın bazen iyilik olsun diye kullanıldığını biliyorum. Ben yalandan iyilik gelebileceğine inanmam. Doğrunun keskin acısı geçebilir ama yalanın insanı ağır ağır kemiren ıstırabı hiçbir zaman yok olmaz. Her zaman kanayan bir yaradır."

"Uzun süre bekledim seni, sonra gelmeyince de unuttum galiba." "Ben seni unutmadım" dedi Adam. "Ama artık unutabilirim." CENNETİN DOĞUSU

Kimse özlemez beni. Çok geçmeden varlığımı bile unuturlar.

“İnsanları anlayabilmek için onları kendi içinde hissetmen gerekir.”

“Bazen bir sessizlik bütün sözlerden anlamlıdır.”

Bence bir adam, içinde dışında ne varsa, hepsini silkeleyip atsa, yine de bir yanında, kendini rahatsız edecek birkaç küçük günah saklamayı başarır. Günahlar, en son vazgeçebileceğimiz şeylerdir.

"Gülmenin vakti daha sonra gelir, yirmilik dişler gibi; kendine gülmek ise en sonda gelir, ölümle delicesine bir yarış içinde; bazen de yetişemez."

Bazen bir sessizlik bütün sözlerden anlamlıdır !

Bir şeyleri dilememeyi çok küçük yaşta öğrendim. Dilemek hak edilmiş hüsrandan başka şey getirmez insana.
“Biliyor musun, hayatta pek fazla dileğim olmamıştır," diye söze başladı. "Bir şeyleri dilememeyi çok küçük yaşta öğrendim. Dilemek hak edilmiş hüsrandan başka şey getirmez insana.”
“Kötülüğün hep yeni, taptaze bir çehresi vardir, oysa erdem dünyadaki her şeyden köklü ve saygındır.”
“Nefret var mı içinde?" "Hayır. Hayır, sadece yüreğimde bir çöküntü sanki. Belki daha sonra öfkeye dönüştürürüm. Güzellikten dehşete hiçbir ara basamak yoktu çünkü. Kafam karışık, çok karışık.”
“Tembellikten, zayıflıktan ötürü kendini tanrıların kucağına atıp, "Elimden bir şey gelmezdi, yol önceden çizilmişti." demek kolay. Oysa tercihin ihtişamını düşünsenize! İnsanı insan yapan şey.”
“Elbise istediklerini zanneden kadınlar aslında mutluluk istediklerini hiç anlamadılar.”
“Temiz bir kesik daha hızlı iyileşir derler. Benim için sadece pulların zamkıyla bir arada tutulan ilişkilerden daha hazin bir şey yoktur. Bir adamı işitemiyorsan, ona dokunamıyorsan, en iyisi bırak gitsin.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş