
Aklımın içinde adım atacak yer yoktu uyuyamıyordum

Toz fırtınaları tarlalardaki mahsulü yok ederken bankalar borçlu çiftçilerin topraklarına el koyar ve Joad ailesi geçimini sağlayacak başka bir yer aramak zorunda kalır. John Steinbeck'in Gazap Üzümleri romanında aile, bir otomobili kamyona dönüştürerek eşyalarını, umutlarını ve öfkelerini yanına alır. Yolculuk, ekonomik krizin soyut rakamlarını açlık, barınma ve aileyi bir arada tutma mücadelesi olarak görünür hâle getirir. Her yeni durak, iş bulma vaadi ile sömürülme ihtimali arasındaki mesafeyi büyütür. Joadlar kendi kayıplarıyla uğraşırken aynı koşullara sürüklenmiş başka göçmenlerle ortak bir kader paylaşır.
Steinbeck, tek bir ailenin hareketini Büyük Buhran sırasında kırsal Amerika'da yaşanan toplumsal çözülmeyle birlikte anlatır. Bankaların ve büyük işletmelerin kararları, toprağı işleyen insanların hayatını yerinden eden görünmez bir güce dönüşür. Buna karşılık dayanışma, yoksulluğun insanları birbirinden ayırmasına karşı sessiz bir başkaldırı imkânı yaratır. Gazap Üzümleri, zorunlu göçün bedelini aile ilişkileri, emek, açlık ve adalet arayışı üzerinden işleyen; kişisel acıları geniş bir toplumsal krizin epik anlatısında birleştiren güçlü bir romandır.
Bookspace topluluğundan 54 gönderi

Aklımın içinde adım atacak yer yoktu uyuyamıyordum

Halkın ruhunda büyüyen gazap üzümleri olgunlaşıp ağırlaşıyor ve bağbozumunu hazırlıyordu.

"Uykuyla dinlenemeyecek kadar yorgunum artık."

Yedi kişi çalışıyoruz, ondan sonra ancak bir yemek alabiliyoruz.

Açlığı, yalnız kendi büzülmüş midesinde değil, çocuklarının da büzülmüş karınlarında duyan bir adamı nasıl korkutabilirsiniz? Onu sindiremezsiniz. Çünkü o, her korkuyu aşan bir korkuyu tatmıştır.

Bir insanın neler hatırlayabileceğini görsen şaşarsın.

Ölmeden önce, yaşayabilecek cesareti bulmaları gerek.

Açlığı, yalnız kendi büzülmüş midesinde değil, çocuklarının da büzülmüş karınlarında duyan bir adamı nasıl korkutabilirsiniz? Onu sindiremezsiniz. Çünkü o, her korkuyu aşan bir korkuyu tatmıştır.

Halk, hikayeler anlatılırken dinlerdi; halkın katılması bu hikayelere bir destan havası verirdi.

Dünyada nemiz kaldı? Kendimizden başka…

Çürüme, Kaliforniya eyaletinin her yanına yayılıyor; bu tatlı koku, memlekette büyük bir acı yaratıyor. Ağaçları aşılamasını, tohumları yeşertmesini, büyütmesini bilen insan, aç halkın kendi ürününü yiyebilmesine bir çare bulamıyor. Dünyada yeni meyveler yaratmasını bilen insanlar, meyvelerinin yenmesini sağlayacak bir sistem yaratamıyorlar ve bu başarısızlık, eyaletin üzerine büyük bir felaket gibi çöküyor, kalıyor.

Tek istediğim kimseye yük olmadan yaşayıp gitmek.

Bir insan ki, kendini zengin görmek için bir milyon dönüm toprağa ihtiyaç duyar, bana göre o insanın gönlü çok fakirdir. Bir insanın gönlü fakir olduktan sonra, milyonlarca dönüm toprak almış, neye yarar, yine de fakirdir.

Şarkı söylemek ve dua etmek aynı şeydir. Benim şarkımı dinlemenizi ne kadar isterdim!

Halkın ruhunda büyüyen gazap üzümleri olgunlaşıp ağırlaşıyor ve bağbozumunu hazırlıyordu.

“Sonra bir zaman gelir, insan değişir ve her şeyi bambaşka görmeye başlar.”

"Sonra bir zaman gelir, insan değişir ve her şeyi bambaşka görmeye başlar. "

Oysa korku gazaba dönebildiği müddetçe, son gelmeyecek demektir.

🔹Tek istediğim kimseye yük olmadan yaşayıp gitmek. 🔹Aklımın içinde adım atacak yer yoktu. Uykuyla dinlenemeyecek kadar yorgunum artık. 🔹İnsan, alıştığı gürültüyü bile arar. 🔹Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben... biz artık geçmiş zamanız.

"Bir aile, sadece kan bağıyla değil, birbirine destek olduğu sürece var olur. Açlık, yoksulluk ya da acı geldiğinde, insanlar birbirine sarılırsa güçlü kalır. Ama yalnızlık, insanın ruhunu parçalar."

Ama nasıl başlarsın... Yalnız bir bebek başlayabilir... Sana bana gelince... Biz geçmişte kaldık. Bir öfke, binlerce düş; bütün bunlar biziz... Bu toprak, bu kızıl toprak biziz; sel yılları, toz yılları, kuraklık yılları, hepsi de biziz. Biz yeniden başlayamayız. Eskiciye dertlerimizi, ahlarımızı sattık. Hepsini satın aldı, ama daha içimizde de duruyor; toprak sahipleri bizi kovdukları zaman, bu kovulan insanlar bizdik. Traktör evi yıkmadı, bizi yıktı... Yaşadığımız süre yıkık kalacağız. Ne Kaliforniya'ya ne de başka bir yere... Her birimiz acılarımızla birlikte yürüyen, acılardan oluşmuş bir geçit töreninin başında giden davuluz...

"İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur. "

"Bir ara kendi ruhunu bulmak için çöle gittiğini, yalnızlığa çekildiğini, sonunda kendisine ait bir ruh bulunmadığını öğrendiğini söylemişti."

İnsanın kendisi, bir ülkü uğrunda ıstırap çekmez ve ölmezse korkun, çünkü bu tek nitelik, insanın temelidir ve bu tek nitelik insanı evrendeki bütün öteki şeylerden ayırır.
“Açlığı, yalnız kendi büzülmüş midesinde değil, çocuklarının da büzülmüş karınlarında duyan bir adamı nasıl korkutabilirsiniz?”
“Yola çıkacağın zaman, hiçbir şey düşünme. Sonra aklını kaçırırsın. Bugün, bugünü; yarın, yarını düşün...”
“Sonra bir zaman gelir , insan değişir ve her şeyi bambaşka görmeye başlar .”
“Hükümetin ölüye duyduğu ilgi, diri insana duyduğundan fazla nedense.”
“Uykuyla dinlenemeyecek kadar yorgunum artık.”
“UYKUYLA DİNMEYECEK KADAR YORGUNUM ARTIK!!!”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş