
Yolları devamlı çatallanan bir kader atlasında, başkalarının yollarına özenmenin zehrini içime çekiyorum.

Mine Söğüt'ün Başkalarının Tanrısı romanı, şehrin kıyısında yaşayan dört yetişkin ile çöpte bulunmuş bir bebeğin tekinsiz yolculuğunu anlatır. Bacakları dizlerinden kesik Efsun Abla karanlık geçmişini taşırken hafızasını yitiren Adnan Abi kim olduğunu hatırlamaya çalışır. Uyuşturucu bağımlısı Hülya sokakta bedenini satarak geçinir; şair Musa ise bir sabah evini, ailesini ve işini bırakıp bu dünyanın içine karışır.
Dördünün kucağındaki bebek Matruşka, onları ortak bir sorumluluk çevresinde birleştirir. Şehrin sokaklarında barınacak bir yer ararken her biri kendi zorlu sorularıyla yüzleşir. Hayatlarının, bedenlerinin ve seçimlerinin gerçekten kendilerine ait olup olmadığı düşüncesi anlatının merkezinde durur. Ayakta kalma inadı, toplumun görünmez saydığı bu insanları pasif kurbanlar olmaktan çıkarır. Ayrı geçmişlerden gelen grubun bebeği koruma çabası, geçici birlikteliklerini seçilmiş bir aile ihtimaline ve kırılgan bir dayanışmaya dönüştürür.
Anlatı gerçekçi yoksunluklarla karanlık, düşsel bir atmosferi yan yana getirir. Şehri kuranların ve yıkanların kimliği sorgulanırken medeniyetin dışarıda bıraktığı hayatlar öne çıkar. Başkalarının Tanrısı, beş sokak insanının dayanışmasını romantikleştirmeden izler; aidiyet, beden, hafıza ve irade üzerine sert sorular sorar. Mine Söğüt, bakışların üzerinden kayıp gittiği insanları anlatının merkezine taşıyarak düzenin kime yaşam alanı açtığını ve kimi uçurumun kıyısında bıraktığını bütün keskinliğiyle araştırır.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Yolları devamlı çatallanan bir kader atlasında, başkalarının yollarına özenmenin zehrini içime çekiyorum.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş