
Hiçbir ev kadını kendini mutfakta asmaz. Yemeklere yas sıçratmaz.

Mine Söğüt'ün Deli Kadın Hikâyeleri, kadınlıkla kuşatılmış bir varoluş hezeyanını yirmi bir öyküde ele alır. Toplumun baskıladığı, kurumların kısıtladığı ve kuralların hayatını boşa çıkardığı kadınlar anlatının merkezindedir. Farklı oldukları için dışlanan veya yok edilen bu kişiler, güçsüzlüğe, delirmeye ve cinnete terk edilir. Kalabalığın içinde dolaşsalar da deneyimleri derin bir yalnızlık taşır.
Öyküler, kadın bedenini ve doğurma beklentisini özgür bir varoluşun önündeki toplumsal dayatmalarla birlikte düşünür. Çocuklarını kaybetmekle mühürlenen, şiddet ve aile baskısıyla çevrelenen kadınlar, içlerine açılan kapıların arkasına saklanır. Delilik, bireysel kırılmanın sınırlarını aşarak kurumların ve eril tahakkümün yarattığı koşullara verilen uç bir tepki olarak görünür. Dışlanma, kadınların kendi bedenleriyle ve çevrelerindeki dünya ile bağını parçalar.
Söğüt'ün dili isyan, cinnet ve intihar gibi ağır temaları doğrudan ve sarsıcı imgelerle taşır. Kadınların bedenlerinden dışarı açtıkları hayali pencereler, içeride biriken acının dünyaya yönelen bakışına dönüşür. Deli Kadın Hikâyeleri, “deli” diye dışarıda bırakılan kadınların seslerini görünür kılarak şiddetin, kültürün ve aile düzeninin birey üzerindeki yıkıcı etkisini sorgular.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

Hiçbir ev kadını kendini mutfakta asmaz. Yemeklere yas sıçratmaz.

"Benden ne istediğinizi öğrenemedim. Beni sevip sevmediğinizi hiç bilemedim. Sadece kendime çiçeklerden çaylar demledim ve sizi seyrettim."
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş