Çünkü aşk ne kadar yüce olursa, aşk sahibini o kadar hasret ve ayrılık acısı çekmeye mahkûm eder kader.

İskender Pala'nın Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk romanı, Bağdat'tan İstanbul'a, Roma'dan Paris'e uzanan tarihî bir edebiyat gizemi kurar. Şiir, kitap ve hançer çevresinde dolaşan sır, farklı dönemleri ve şehirleri birbirine bağlarken aşk, iktidar ve bilginin korunması arasındaki gerilimi büyütür. Pala, klasik metinlerden gelen çağrışımları hareketli bir arayış örgüsüyle birleştirir; kültürel hafıza kütüphanelerden insanların tutkularına ve çatışmalarına uzanan geniş bir dolaşım kazanır.
Romanın coğrafi genişliği, mekânları dekor olmaktan çıkarıp anlatının hafıza katmanlarına dönüştürür. Babil'in mirası ile İstanbul'un edebî çevresi aynı sır ekseninde buluşurken, Avrupa durakları hikâyenin kültürler arası dolaşımını belirginleştirir. Tarihî kişiler ve metinler kurmacanın içinde yeni ilişkiler kazanır; anlatının çekiciliği bilgi yarışından çok, bir eserin kimler tarafından ve hangi amaçla sahiplenildiği sorusunda yoğunlaşır. Farklı çağlarda değişen sahipler, aynı metne yeni korkular ve arzular yükleyerek arayışın anlamını çoğaltır. Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk, polisiye merakı divan edebiyatı ve tarih bilinciyle bir araya getirerek aşkın hem koruyucu hem yıkıcı kuvvetini araştırır. Geçmişten kalan sözlerin her çağda başka bir iktidar mücadelesine katılabilmesi, romanın en kalıcı yankısını oluşturur.
Bookspace topluluğundan 32 gönderi
Çünkü aşk ne kadar yüce olursa, aşk sahibini o kadar hasret ve ayrılık acısı çekmeye mahkûm eder kader.
Vuslatı isteyen aşık ayrılığa hazır olmalıydı.
Peki dünyaya ağlamaya mı gelmiştik, gülmeye mi?!
Bir aşk en çok geceyi sever, hem aşık da.

...ama insanlar birbirine aşık gibi davranmaktan aşkın ne olduğunu ve aşkın felsefesini anlamaya fırsat bulamıyordu.
Açıklamak kadar saklamak da tehlikeli.

Dünya bağında hem sonbaharı hem baharı gördük biz. Kederin de sevincin de rüzgâr gibi esip geçtiğini pekala biliriz bu yüzden.
Padişah gibi bir kul, muhteşem bir köleyim!
Bir devleti kronoloji ömrü oluştuktan sonra sanat ömrü belirliyor, çöküş çağları başladığında da sanatta zirveler kendini gösteriyordu zahir.
Şöhret elbette sevgilerin mıknatısıdır.
Hikmet dediğin nedir ki şevketlûm, bir derin acıdan başka.
Cennet bahçelerinden bizi men edebilecek olan da kimmiş!?.. O ev bize Âdem atamızdan mirastır.
Sanatın gayesi yenilik ve güzelliktir.

Aradığınız, aşkta gizli, vahşette değil!
Af, zaferin zekâtıdır.
Varlığın özü aşktır!
İlim olmadan şiir olmaz. Geniş bilgi ve kültür sayesinde güzel şiir yazılabilir.
Aşk öyle bir ateştir ki, ruhları bin türlü kirinden arındırır.
Aşkın gizli bir bela olduğunu bildim... Hem aşkın dertli bir macera olduğunu da...

Beni aşka inandır.

Oysa aşk ile yaklaşılan her şeyden sonuç alınabilir ama şiddetle görülen her iş hedeften sapardı...
Çünkü sevgiliye aşk ile gönül ile ulaşılır. Nefis ise aklı ve dünyayı ister.
İnsanlar hile ve üçkağıtçılıkta o kadar ustalaşmışlar ki, şeytanın bu konudaki şöhreti unutulup gitmiş.
İlim olmadan şiir olmaz. Geniş bilgi ve kültür sayesinde güzel şiir yazılabilir.
“...ama insanlar birbirine aşık gibi davranmaktan aşkın ne olduğunu ve aşkın felsefesini anlamaya fırsat bulamıyordu.”
“Efendi! Sen hiç aşık oldun mu? Bilir misin ne hastalık ve ne şifadır o!...”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş