
Bir anne düşünün; oğlunu sadece sevmekle kalmıyor, onun sevdiklerini de kendi kalbinde anlamlandırıyor, bu sevdayı kabullenmekle yetinmeyip kendi içinde büyütüyor. Oğlunun davasını sahiplendikçe, kendi anneliğinin sınırlarını da aşmaya başlıyor. Bu hikâyede ‘Ana’, yalnızca bir çocuğu doğuran değil, aynı zamanda bir devrimin kenarında kalmış dağınıklığı toplayan, kopuk parçaları bir araya getiren bir figürdür. Artık o, bireysel sevgisini toplumsal bir sevgiye dönüştürmüş; yalnız Pavel’in değil, bütün işçilerin anası olmuştur. Onun kucağı artık tek bir evlat için değil, bütün ezilenler için açılmıştır. Kısacası muazzam bir kitap.






