
Mahir Ünsal Eriş'in Acaip romanı, Güzin'e ancak ölüm haberinden sonra okunmak üzere bırakılan bir defterle açılır. Defter, Samim'in sakladığı hayatı ve ikisinin ortak geçmişini yeniden kurarken Güzin'i bildiğini sandığı ilişkinin karanlık boşluklarına sürükler. Yollarının Ankara'daki tekinsiz bir çeviri bürosunda kesişmesi, gündelik gerçeklikle mitolojik yaratıkların, hayalet hikâyelerinin ve açıklanamayan olayların iç içe geçtiği bir anlatının başlangıcıdır. Romanın gizemi, Samim'in ne sakladığı kadar Güzin'in kendi hafızasını nasıl yorumladığına bağlanır.
Eriş, aşk hikâyesini fantastik motiflerle süslemek yerine bu motifleri yas, suçluluk ve yabancılaşmanın dili olarak kullanır. Defterin parçalı yapısı geçmişi doğrusal biçimde açıklamaz; her yeni ayrıntı, önceki duyguların anlamını değiştirir. Ankara'nın tanıdık sokakları ile okyanuslardan göklere uzanan imgeler arasındaki karşıtlık, kişisel sırların insanın dünyayı algılama biçimini nasıl dönüştürdüğünü gösterir. Acaip, gerilim ve duygusal yakınlığı aynı hatta buluştururken, sevginin bir başkasını bütünüyle bilmek anlamına gelmediğini hatırlatır. Romanın asıl ağırlığı da olağanüstü olaylardan çok, geride kalan kişinin anlatılan hayatla kendi hatırası arasında kurduğu kırılgan bağda toplanır.
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!
“Suyun dibine inen bir taşın yüzeyde bıraktığı dalgalar gibi yavaş yavaş silinip gidecek izlerim bu dünyadan.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş