
Haziranın sonunda Afrika’dan taşınan sarı çöl kumu küçük bir körfez şehrinin üzerine çöker ve Mahir Ünsal Eriş’in Sarıyaz kitabındaki on iki günlük olağanüstü dönemi başlatır. Lodosla birlikte gökyüzü, evler ve sokaklar sarı bir camın ardından görünüyormuş gibi değişir. Yöre halkı bu tekinsiz doğa olayını anlamaya çalışırken aşağıdan vuran bir deprem yaşanır. Sarsıntı kısa sürse de etkisi insanların ilişkilerine, anılarına ve sakladıkları yaralara yayılarak büyür. Sarıyaz, aynı olayın çevresinde dönen ve birbirine bağlanan sekiz öyküden oluşur. Küçük kıyı kentinin sıradan görünen sakinleri; aşkları, hüsranları, isyanları, hezeyanları ve hayata tutunma çabalarıyla anlatının farklı merkezlerini kurar. Doğa olayı, her karakterin yaşamındaki kırılmayı görünür hâle getiren ortak bir zaman işaretine dönüşür. Eriş, sokak dilini ve gündelik ayrıntıları öykülerin ritmine taşırken insanlara karşı merhametli fakat sakınmasız bir bakış geliştirir. Sarı toz ve deprem, dışarıdaki felaketle iç dünyadaki sarsıntıların birbirine karışmasını sağlar. Kitabın parçalı yapısı, tek bir olayın farklı evlerde ve hafızalarda nasıl başka anlamlar kazandığını gösterir. Sarıyaz, on iki günü bütün bir mevsim kadar yoğunlaştırarak küçük hayatların ortak korku karşısında kesiştiği canlı, hüzünlü ve çok sesli bir öykü evreni kurar.
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!
“Dünya hali böyledir, insan koyun koyuna yattığıyla bile aynı rüyayı görmez. Herkes kendi hesabına uyanır, herkes kendi kâbusuna uyur.”
“ölenlerin birgün dönecekleri bir yere gittiklerini, ama geride bıraktıklarına kırgınlıkları geçmediği için bir türlü dönmeye yanaşmadıklarını sanırdım.”
“...Ama lanet gelsin ki insan da hayvan da bu döndükçe eskimiş koca dünyayı paylaşmak zorundaydı. Paylaşmak da değil ya, karşılaştıkları her noktada birbirilerine zarar veren bir kaçınma belki.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş