
Pencereden giren bu rüzgâr, uzaklarda bir yerlerde açan çiçeklerin haberini getiriyor ama biz hala odanın içindeki kendi sessizliğimizle meşgulüz.

Leyla Erbil’in oykulerinin ve romanlarinin odaginda hep bir kabus cekirdegi vardir. Bu cekirdek okurlarinin korkularini da kiskirtir. Korku ve kabusu besleyen ise yasamda ve edebiyatta kadinlarin kucaklasmasi degil. Deginmesi bile yasaklanmis konu ve sorunlarin incelenmesidir. Leyla Erbil, bircok soylesisinde “insan yarali, sakatlanmis dogduguna sevgiyle, sevecenlige muhtac olduguna” degindi. Ancak yazarken “insanligin her an saha kalkabilecek kotuluk tohumlariyla donanmis oldugunu” da gormezdin gelmedi. Onun insani yansitma yontemi daha cok “delilik gorunumlu Yelpazede” yer aldi, oyku ve romanlarindaki deliye “gercekleri, soyletti.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

Pencereden giren bu rüzgâr, uzaklarda bir yerlerde açan çiçeklerin haberini getiriyor ama biz hala odanın içindeki kendi sessizliğimizle meşgulüz.

anam: “Kızlar koşmaz, kızlar etmez,” der dururdu, “örselenirmiş” nazik yerleri kızların koşunca, onun için birinci olurdum koşularda ben de gider, göstereceğim ben daha ona “örselenme”yi, Elizabeth sarayında “ye ye” yapar mı kim bilir? Sonunda anamın istediği biçim bir kız oldum heh! Evli barklı, evlilikle sınıf değiştirmiş, eşine pek bağlı, başkalarıyla yatmayan –yatmayan değil yatamayan–, ayrı ev açmış, sokaklarda mutlu bir çift olarak, cıvıl da cıvıl konuşaraktan, kol kola yürüyerek, bayramlarda Divan’dan bir kilo sütsüz çikolata alıp büyüklerinin elini öpmeye giden, yani “örselenir” diye düşünenlerin, geçmişinden iğrenmiş, şimdisinden tiksinen, salihati nisvandan, başı ezilecek bir burjuva. Çocuklarımız ne olacak kim bilir, orospu çocuğu herhalde.