
Çünkü insanın dış dünyasının görünen her parçası biraz da iç dünyasıydı.

Antik diller ogretmeni Raimund Gregorius lisede ders sirasinda ansizin siniftan cikar, duydugu Portekizce bir kelimenin buyusune kapilarak yasadigi sehri, duzenli hayatini terk edip hakkinda hicbir sey bilmedigi gizemli bir Portekizlinin, doktor ve yazar Amadeu Pradonun izini surmek uzere Lizbona dogru trenle yola cikar. Tesadufen eline gecen ve Pradonun, hayat, ask, yalnizlik, arkadaslik, olumluluk ve olumle ilgili notlarinin bulundugu kitabin etkisinden cikamayan Gregorius, dilini bilmedigi, ilk kez gittigi bu yabanci ulkede ve bu olaganustu yolculugu sirasinda Pradonun hayatinin degisik evrelerinde yer almis insanlarla bir araya gelip onun farkli soylencelerle dokunmus hikyesinin derinlerine iner. Bir yandan da kendi icsel yolculugunu surduren Gregorius, Diktator Salazara karsi savasmis Amadeu Pradonun kisiliginde kendine ve insana iliskin pek cok sorunun yanitini ararken, bir baskasi olmanin dayanilmaz cekiciligine de karsi koyamayacaktir. Lizbona Gece Treni, sadece Avrupadan degil, kendi zihnimizden ve ruhumuzdan da gecen ve donusu belli olmayan bir yolculugun cok sesli, unutulmaz romani.
Bookspace topluluğundan 7 gönderi

Çünkü insanın dış dünyasının görünen her parçası biraz da iç dünyasıydı.

Hayal kırıklığının kötü olduğu söylenir. Düşüncesizce varılmış bir önyargı. Hayal kırıklığı yoluyla değilse hangi yolla keşfedebiliriz neler beklemiş, neler ummuş olduğumuzu? Bu keşifte değilse nerede yatar insanın kendini tanıması? Hayal kırıklığı olmazsa insan kendisi hakkında aydınlığa kavuşur mu?

Ruhsuz biri değildin, elbette değildin. Ama neden bir ömür boyu, ruh insanın utanması gereken bir şeymiş gibi davrandın, uygunsuz bir şeymiş gibi, neredeyse ne pahasına olursa olsun saklı tutulması gereken zayıf bir noktaymış gibi?

İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak, gerisine ne oluyor?

Söz konusu olan önemsiz küçük sevinçler ve tozlu sıcakta bir bardak suyu mideye indirmek gibi küçük zevkler değil. Söz konusu olan insanın yapmayı ve yaşamayı istediği şeyler, çünkü ancak onlar insanın kendi hayatını, o çok özel hayatı bütünleştirebilirler, çünkü onlar olmadan hayat eksik kalır, tamamlanmamış bir yapıt ve sıradan bir parçadır.

Hayatımızın gerçek yönetmeni rastlantılardır; gaddar, acımasız ve büyüleyici bir cazibesi olan bir yönetmen.

Bir de aynı isimle sinemaya uyarlanan filmi var (2013 yapımı, başrolde Jeremy Irons). Filmde de aynı sorgulama var ama bana göre kitabın derinliği daha fazla hissediliyor.