
Aynadaki yansımama bakarak kendi kendime dedim ki. "Istırabın o kadar derin ki gözlerinin derinlerine yayılıyor... Ağlasan bile gözyaşı dökeceğin şüpheli!.."

Kör Baykuş, Sadık Hidayet'in karanlık, parçalı ve sarsıcı anlatımıyla modern Doğu edebiyatının en etkili eserlerinden biridir. Anlatıcının yalnızlık, saplantı, ölüm arzusu ve gerçeklikle düş arasındaki geçişleri, okuru güvenilir bir zeminden çok bilinçaltının gölgeli alanlarına taşır.
Sadık Hidayet, Kör Baykuş'ta olay örgüsünden çok tekrar eden imgeler, kapalı mekânlar ve boğucu bir iç ses aracılığıyla etki yaratır. Eser, kolay çözülen bir hikaye sunmaz; anlamı, kırık aynalar gibi parçalar halinde verir. Bu yüzden Kör Baykuş, varoluşsal sıkışma ve psikolojik karanlık okumaları için özel bir klasik niteliği taşır.
Bookspace topluluğundan 33 gönderi

Aynadaki yansımama bakarak kendi kendime dedim ki. "Istırabın o kadar derin ki gözlerinin derinlerine yayılıyor... Ağlasan bile gözyaşı dökeceğin şüpheli!.."

Bir bakışı yeterdi; felsefenin bütün müşküllerini, teolojinin bütün muammalarını çözmeme yeterdi. Bir bakışı, diğer rumuz ve sırları alırdı benden, açardı. Sadık Hidayet 🌹🌹🌹

‘ Başkalarından ayrılmış, bağımsız bir varlık mıyım? Bilmiyorum. Fakat şimdi aynaya baktım, tanıdım kendimi: Hayır o eski "ben" ölmüştür, çürümüş dağılmıştır, ama işte aramızda hiçbir set, hiçbir engel yok. ‘ Sadık Hidayet

bir insanın hayatta izleyebileceği en iyi yolun sessiz kalmak olduğunu düşünmüşümdür hep; insanın, yalnız bir gölün kıyısında kanatlarını iki yana açan bir balaban kuşununki gibi bir yalnızlığa düşmekten daha iyisini yapamayacağını...

'Tek korkum: yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan."

“fakat bilmek isterdim,kendisi için öldüğümü biliyor muydu?"

"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.’’ İnsan yalnızken eğer kendine karşı dürüst davranabilirse düşüncelerinin ağırlığıyla dibe vuruyor ve bundan daha kötüsü olmaz derken bir dip daha keşfedebiliyor.

yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.

Tek tesellim, ölümden sonra hiçlik ümidiydi; orada tekrar yaşamak düşüncesi içime korku salıyor, beni hasta ediyordu. Ben ki henüz yaşadığım dünyaya bile alışamamışım, bir başka dünya neyime yarardı benim?

Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.
Tek tesellim, ölümden sonra hiçlik ümidiydi; orada tekrar yaşamak düşüncesi içime korku salıyor, beni hasta ediyordu. Ben ki henüz yaşadığım dünyaya bile alışamamışım, bir başka dünya neyime yarardı benim?

“ben eski ben değildim,çağırsaydım getirseydim de konuşsaydım onunla,duymaz anlamazdı beni."
Gideyim, kaybolayım dedim, öleceğini anlayan uyuz bir köpek gibi, ölececegine yakın bir yerlere saklanan kuş gibi

Cehennem ehlinin suçu seks ve alkol Cennet ehlinin ödülü ise seks ve alkoldür. Geleceğin insanları basitliğimize gülecekler...

Öyle yaralar vardır ki hayatta, cüzzam gibi ağır ağır yiyip bitirirler yalnızlığa çekilmiş ruhu. Kimseye gösterilmez bunlar; çünkü bu inanılmaz yaralara genellikle tuhaf ve olağanüstü bir şeymiş gibi bakarlar. #eniyikitapgirişcümlesi
Gökte herkesin bir yıldızı olduğu doğruysa, benimki çok uzakta, karanlık ve pek önemsiz bir şey olmalıdır. Belki de benim hiç yıldızım yok!
Yalnızlığa, ölüme mahkûmdum nasıl olsa.
Zihinsel olarak kişileri en uca götüren bi roman…

Çünkü benim için hiç önemi yok, inanmış inanmamış başkaları. Lakin tek korkum;yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.

Onları neden sevdiğini şimdi anladım Çünkü onlar utanmaz,aptal ve kokuşmuşlardı Onun aşkı,sevgisi aslında pislikle ve ölümle aynıydı Onunla gerçekten birlikte olmak istiyormuydum Dış görünüşüne mi vurulmuştum yoksa benden nefret edişine mi Belkide ona olan aşkım çocukluğumdan beri annesine duyduğum özel ilgi ve yakınlıktan kaynaklanmaktaydı Yada bunların hepsi birden bu aşka sebepti Bilmiyorum…
Adını "kahpe" koydum, çünkü hiçbir isim bundan daha uygun düşmez ona.

Korkunç olan şey, ne dipdiri ne hepten ölmüş biri olduğumu hissetmemdi. Sadece canlı cenazeydim. Ne dirilerin dünyasıyla bağım vardı, ne ölümün unutulmuşluğundan, huzurundan yararlanıyordum.

Dönüp kendime baktım Etrafımda iki bal arısı uçuşuyordu Bedenimin üzerinde küçük beyaz böcekler hareket ediyordu ve bir ölünün ağırlığı göğsümü sıkıştırıyordu. SON

Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var, anladım, elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım.