
"İnsanlara güvenmek demek, kendini azıcık öldürmekle eşdeğerdir.."

Louis-Ferdinand Céline'in Gecenin Sonuna Yolculuk romanı, Ferdinand Bardamu'nun Birinci Dünya Savaşı'ndan sömürge Afrikası'na, sanayileşmiş Amerika'dan Paris çevresine uzanan savruluşunu izler. Bardamu'nun gözünden savaşın kahramanlık söylemi, sömürge düzeni, fabrika emeği ve kent yoksulluğu aynı acımasız dünyanın farklı yüzleri olarak belirir. Yolculuk ilerledikçe macera duygusu yerini kurumların insanı tüketen işleyişine ve anlatıcının hayatta kalma çabasına bırakır. Robinson gibi tekrar karşısına çıkan kişiler, kaçışın coğrafya değiştirerek sona ermediğini hissettirir. Afrika ve Amerika bölümleri, Avrupa merkezli medeniyet iddiasını doğrudan sömürü ve emek koşullarıyla karşılaştırır.
Céline'in konuşma diline ve argoya yaklaşan ritmi, romanın karanlık bakışını soyut bir toplumsal tez olmaktan çıkarıp keskin bir ses deneyimine dönüştürür. Bardamu güvenilir bir ahlak rehberi değildir; korkusu, öfkesi ve alaycılığı modern dünyanın çelişkilerini açığa çıkarırken kendi sınırlarını da ele verir. Hekimlik deneyimi, anlatıcının yoksullukla temasını kişisel gözleme bağlar ve toplumsal eleştirinin tonunu sertleştirir. Farklı kıtalardaki duraklar ilerleme fikrini tersyüz eder: savaş, ticaret ve tıp düzenleri değişse de insanın kırılganlığı sürer. Nihai akıbetleri açıklamayan bu hareket, gecenin sonunu bir varış noktasından çok insanın kendine ve topluma ilişkin yanılsamalarının aşındığı uzun bir bilinç yolculuğuna çevirir.
Bookspace topluluğundan 24 gönderi

"İnsanlara güvenmek demek, kendini azıcık öldürmekle eşdeğerdir.."
Asıl korkulması gereken insanlardır, sadece onlar, daima.

ben artik ölmek istemiyorum

Mutsuz olduklarını söyleyen insanlara öyle hemencecik inanmayın. Hele önce bir sorun bakalım hâlâ uyuyabiliyorlar mı?... Yanıt evetse, her şey yolunda demektir...

bal gibi de kovulmustuk iste cennetten!

insanlar sonradan onlara ettiginiz iyiligin intikamini aliyorlardi daima.

Bir akşam uyanmamacasına uyutmalıyız, tüm mutlu insanları, uykuları sırasında, benden söylemesi, böylece de onlardan ve mutluluklarından ilelebet kurtulmuş oluruz. Ertesi gün artık onların mutluluklarından söz edilmez olur ve gönlümüzce mutsuz olma özgürlüğüne kavuşmuş oluruz.

“İnsan gençken ve bilmezken her şeyi gönül yarası sanıyor..”
...aramıza savaş girmişti, insanlığın yarısını, muhabbet olsun olmasın, öbür yarısını mezbahaya yollamaya yönelten o rezil müthiş hınç.

İnsanların aslında birbirlerine söyleyecekleri hiçbir şey yoktur, karşılıklı olarak yalnızca kendi acılarını anlatırlar, bu böyledir. Herkesin derdi kendine

Sonuçta savaş dediğiniz şey, anlamadığınız ne varsa odur.

giderek her seyden vazgece vazgece sanki bir baskasi oldum
Boşuna heveslenmemekte yarar var,insanların aslında birbirlerine söyleyecekleri hiçbir şey yoktur,karşılıklı olarak yalnızca kendi acılarını anlatırlar,bu böyledir.Herkesin derdi kendine, dünyanınki de hepimize.İnsanlar o acılarından kurtulmaya çalışırlar çalışmasına ama beceremezler tabii ve ne yaparlarsa yapsınlar,sonunda tüm acılarıyla baş basa kalırlar ve bir daha denerler, bir kez daha acılarını kakalamaya çalışırlar.Bu arada acılarından kurtulmayı başardıklarını söyleyerek bōbürlenirler de,gelgelelim herkes gayet iyi bilir,değil mi,bunun hiç de doğru olmadığını,o acıyı bal gibi bütünüyle kendi içimizde sakladığımızı.Bu numaraları yapa yapa yaşlandıkça giderek daha da çirkin, itici bir hal aldığımız için artık acımızı,iflas ettiğimizi gizlemekten bile aciz kalırız..ekşi suratın biçimlendirmesi tüm ömrünü alan,hatta gerçek ruhunun bütününü eksiksiz yansıtabilmek için oluşturması gereken asıl surat ifadesi o kadar ağır ve karmaşıktır ki,tamamlamaya ömrü bilr her zaman yetmeyebilir.

Adam savaşın içinden, sefaletin dibinden anlatıyor; kitabı kapatınca bile içinden çıkamıyorsun.

Değer taşıyan tek hikaye vardır, o da bedelini sizin ödediğinizdir.
Bir yolculuktur yaşamımız Kışın ve Gecenin içinde Kendimize bir geçit ararız Tümüyle ışıltısız Gökyüzünde.
Gelgelelim,eşzamanlı olarak anlaşılması gereken o kadar çok şey var ki.Yaşam da buna yetmeyecek kadar kısa.Kimseye karşı haksızlık etmek istemeyiz. Vicdan muhasebesi yaparız,bütün bu şeyleri bir seferde yargılamaya tereddüt ederiz ve özellikle de bu tereddüt sırasında ölmekten çekiniriz,çünkü o zaman boşuna gelmiş oluruz dünyaya.Beterin beteri. Acele etmeli, kendi ölümünü ıskalamamalı insan.

İnsanın kendi sızlanmalarına kesin bir son verecek cesareti olmadığı sürece, kendini her gün biraz daha iyi tanımaya katlanması gerek.

Sizlere sesleniyorum, insancıklar, yaşamın salakları, dövülen, haraca bağlanan, ezelden beri terleyenler, sizi uyarıyorum, bu dünyanın kodamanları sizi sevmeye başladıklarında, bilin ki sizi savaş salamına çevireceklerdir. Bu kesin bir işarettir... Asla şaşmaz. Bu iş şefkatle başlar.

Giderek, her şeyden vazgeçe vazgeçe, sanki bir başkası oldum...

Aşk alkole benzer, ne kadar iktidarsız ve sarhoş olursanız, kendinizi o kadar güçlü ve akıllı sanırsınız, aynı zamanda da her istediğinizi yapmaya hakkınız olduğunu düşünürsünüz.

insanlara güvenmek demek kendini azıcık öldürtmekle eş değerdir. "
Dayanamayıp yüz hatlarını ışıkta iyice incelemek üzere doğruldum. Uyurken başkalarından farkı yoktu. Çok sıradan gibiydi. Oysa iyileri kötülerden ayırt etmeyi sağlayacak bir şeyler olsaydı hiç de fena olmazdı aslında.

insanlar korktukları şeyleri yok edemediklerinde ona tapmaya başlarlar
“boşuna heveslenmemekte yarar var, insanların aslında birbirlerine söyleyecekleri hiçbir şey yoktur, karşılıklı olarak yalnızca kendi acılarını anlatırlar, bu böyledir.”
“Her vesile ile ve herşeyden tasarruf ederek her türlü arzunuzu yitirmiş oluyorsunuz.”
“Bunu sakın unutmayın Ferdinand, herşeyin sonu ölçünün kaçması ile başlar.”
“İnsanlara güvenmek demek, kendini azıcık öldürtmekle eş değerdir”
“Salaklıklarıyla serseme çeviriyordu beni”
“İnsan, mezbahanın eşiğine geldiğinde, geleceği ile ilgili şeyler konusunda pek de fazla bir şey kurgulayamıyor, tek düşündüğünüz şey, kalan birkaç gününüzde sevmeye çalışmaktır, çünkü yakında nasıl olsa baştan aşağı…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş