
Felaketlerin üstünden aşabilmek için kimi zaman, yeri doldurulmaz bir köprü kurmaktır kendi kendine yalan söylemek...

Amin Maalouf’un Yüzüncü Ad: Baldassare’nin Yolculuğu romanında, Doğu’daki son Cenevizlilerden antika tüccarı Baldassare Embriaco 1665’in sonlarında ailesinin yüzyıllardır yaşadığı Lübnan’dan yola çıkar. Ertesi yıl İncil’e göre Canavar’ın Yılı’dır; savaş, kan ve yıkım söylentileri 1666’yı dünyanın sonu gibi gösterir. Baldassare’yi ve insanlığı kurtarabileceğine inanılan tek şey, kimsenin görmediği gizemli bir yazmadır.
Yazmada Allah’ın Kuran’da anılan doksan dokuz adına ek olarak sıradan ölümlülere bildirilmemiş yüzüncü adının açıklandığı söylenir. Baldassare bu kitabın peşinde İstanbul, İzmir ve Sakız üzerinden Cenova’ya; oradan Amsterdam ve Londra’ya uzanan uzun bir yolculuğa çıkar. Aradığı ad, ticari bir antika olmaktan çok çağın korkularını yatıştıracak kutsal bir cevap umuduna dönüşür.
Yolculuk tarihsel sarsıntılarla kesişir. Baldassare Konya’daki veba kıyımına, İzmir’de Sabetay Sevi’nin başkaldırısına ve İngiltere’deki Büyük Londra Yangını’na tanık olur. Korku, şaşkınlık, düş kırıklığı, umut ve aldanma her durakta yeni bir sınav yaratır. Beklenmedik anda karşısına çıkan aşk ise felaket beklentisinin ortasında sevincin ve mutluluğun kaynağı olur. Roman, kıyamet korkusunu inanç, yolculuk ve insanın anlam arayışıyla birleştirir.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

Felaketlerin üstünden aşabilmek için kimi zaman, yeri doldurulmaz bir köprü kurmaktır kendi kendine yalan söylemek...

şöyle bir yolculuğa çıkasım var
“Yabancı doğdum ben, yabancı yaşadım, daha da yabancı öleceğim. Düşmanca davranışlardan, aşağılamalardan, kırgınlıktan, acılardan söz açmayacak kadar gururluyum, ama bakışları ve hareketleri ayırt etmeyi bilirim. Sürgün…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş