
Küçük üzüntüler konuşurlar, büyük dertler dilsizdir.

Sinan Akyüz’ün Yağmurun Gelini romanında Delal, Şiyar’la evleneceği gün hayatının en büyük mutluluğunu yaşarken damadın atı Cengaver’in tek başına dönmesiyle sarsılır. En güzel günü bir anda kara güne dönüşür. Şiyar’ın yokluğu, Delal’i yasın yanı sıra ailesinin ve çevresinin belirlediği yeni bir gelecekle karşı karşıya bırakır; genç kadın Şiyar’ın kardeşi Diyar’la evlenme baskısına direnmeye çalışır.
Ölümü seçmeye yöneldiği anda kader Delal’in önüne başka bir yol çıkarır. Önce Mamo, ardından yaralı oğlu Baran yaşamına girer. Mamo, iki yaralı insanın birbirine yoldaş olabileceğini ve iyileşmenin birlikte mümkün hâle gelebileceğini söyler. Delal’in geçmişine bağlılığı ile yeni bir umut ihtimali arasındaki gerilim, sevgi ve cesaretin sınandığı duygusal bir yolculuk kurar.
Hikâyenin arka planında 1950’lerde sınır kaçakçılığını önlemek amacıyla bölgenin mayınlanması vardır. Yaşanan kayıplar, Delal ile Şiyar’ınki gibi gerçek hayatları geri dönülmez biçimde değiştirir. Akyüz, gerçek yaşamdan esinlenen anlatıda kişisel aşk acısını töre, sınır ve tarihsel şiddetle birleştirir. Yağmurun Gelini, kaybın ardından insanın yeniden ayağa kalkabilmesini, yaraların dayanışmayla iyileşmesini ve en karanlık anda bile umuttan vazgeçmeme fikrini öne çıkarır.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

Küçük üzüntüler konuşurlar, büyük dertler dilsizdir.

Günümüzde hep anlatırlar yakışıklı ve zengin oğlanlara aşık oğlanları oysa Veysel dememiş mi yarin güzelliğini/yakışıklıgını belirleyen şey sevgilinin gözleridir. Bizi eski zamanlara sevdanın yârin acısına ortak olmak gerektiğini,varlıkta ve yoklukta beraberliği vurgulayan en güzel kitaplardan biri.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş