Anadolu köyüne sığınan bir İstanbul aydınının gözlemlerini merkeze alan Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban romanı, Millî Mücadele yıllarındaki derin toplumsal uzaklığı anlatır. Savaşta bir kolunu kaybeden Ahmet Celâl, eski emir eri Mehmet Ali'nin köyüne yerleşir; ancak köylülerle ortak bir dil ve gelecek tasavvuru kuramaz. Yoksulluk, savaşın baskısı ve karşılıklı güvensizlik, anlatıcının kendisini çevresine yabancı hissetmesini giderek artırır. Romanın günlük biçimine yaklaşan birinci tekil anlatımı, bu kopuşu doğrudan Ahmet Celâl'in sınırlı bakışından verir.
Yakup Kadri, köyü tek boyutlu bir dekor olarak kullanmaz; aydın ile halk arasındaki mesafeyi, savaş koşullarının maddi yıkımı ve anlatıcının önyargılarıyla birlikte sınar. Ahmet Celâl'in gözlemleri hem dönemin acısını kaydeder hem de onu yorumlayan kişinin konumunu tartışmaya açar. Bu nedenle eser, kesin hükümler sunmaktan çok, temsilin ve sorumluluğun sorunlarını görünür kılar. Ahmet Celâl'in yaşadığı yalnızlık, kişisel bir kırgınlığın ötesinde, ortak gelecek kuramayan iki dünyanın çıkmazını yansıtır. Bu gerilim anlatının bütününe yayılır. Kendi içinde tamamlanan Yaban, ağırlığını aydın-halk çatışmasının yarattığı ahlaki huzursuzluktan alır.