
Ben içimdeki kıyameti içime sığdırmağa yeterli güçte değilim; ya ben onu boğacağım, ya o beni boğacak!

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Sodom ve Gomore romanı, Mütareke döneminin işgal altındaki İstanbul'unda toplumsal ve ahlaki çözülmeyi anlatır. Batı hayranlığını kimliğinin merkezine yerleştiren Türk çevreleri, düşman subaylarıyla yakınlık kurmayı ve onların dünyasına kabul edilmeyi bir ayrıcalık sayar. Aşk serüvenleri peşindeki genç kadınlar ile çıkarlarını emperyalist İtilaf Devletleri'nin zaferine bağlayan erkekler, işgalin yarattığı güç ilişkileri içinde kendi konumlarını korumaya çalışır.
Şehrin seçkin kesimlerinde görülen bu davranışlar, romanda kişisel zaafların ötesine geçen bir çöküş tablosu oluşturur. Yabancı güce duyulan hayranlık, siyasal teslimiyet ve çıkarcılıkla birleşir; ilişkilerdeki kokuşmuşluk ülkenin tarihsel krizinden ayrı düşünülemez. İşgal subaylarıyla kurulan yakınlıklar, kişisel arzuların yabancı gücün zaferine bağlandığı bir toplumsal çevre yaratır. Bu çıkar düzeni, işgalin siyasal baskısını gündelik ilişkilerde yeniden üretir. İstanbul'un gündelik hayatı ile işgal kuvvetlerinin varlığı arasındaki bağ, karakterlerin seçimlerini ve birbirlerine bakışını biçimlendirir. Ortaya çıkan panorama, bireysel tutkuların ulusal bağımsızlık sorunuyla çarpıştığı bir dönemi kapsar.
Bu karanlık tablonun karşısında Anadolu'daki diriliş önce uzaktan sezdirilir, ardından giderek daha güçlü duyurulur. İstanbul'daki çözülmeyle Anadolu'daki toparlanma arasındaki karşıtlık, geleceğin hangi değerler üzerinde kurulacağı sorusunu belirginleştirir. Eser, işgal yıllarının siyasal ve sosyolojik koşullarını bireysel portrelerle birleştirerek teslimiyet ile direnç arasındaki tarihsel gerilimi inceler.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Ben içimdeki kıyameti içime sığdırmağa yeterli güçte değilim; ya ben onu boğacağım, ya o beni boğacak!
“Ve bize azap verenler bizden meserret talep ettiler.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş