
Zeynep Sey’in Siyahın Buruk Tebessümü romanı, tanınmış genç yazar Ezgi Çora’nın bir trafik kazasının ardından altı aylık komadan uyanmasıyla kurulan psikolojik bir gizemdir. Ezgi son üç yılına ait anılarını kaybetmiştir; üstelik zihninde kendisine ait olmadığını düşündüğü iki ayrı ses duyar. İyileşme çabası, kim olduğunu yeniden kurma mücadelesine dönüşür.
Çevresindeki insanların ona anlattığı geçmiş ile parçalar hâlinde geri dönen hatıralar her zaman örtüşmez. Roman bu uyumsuzluğu, güven duygusunu sürekli değiştiren bir gerilim unsuru olarak kullanır. Ezgi’nin yazarlığı da yalnız mesleki bir ayrıntı değildir; kurmaca üretme yeteneği, kendi hayatına dair anlatıların hangisinin gerçek olduğunu sorgulamasını derinleştirir. Zihnindeki sesler travma, kimlik ve bastırılmış deneyimler arasında belirsiz bir alan açar. Kazadan önceki benliğinin başkaları tarafından tarif edilmesi, hafıza kaybını aynı zamanda anlatı ve temsil sorununa çevirir.
Kısa açıklamalar ve ertelenen cevaplarla ilerleyen anlatı, okurun bilgiyi Ezgi’yle aynı sınırlı bakış açısından edinmesini sağlar. Romantik ve duygusal ilişkiler gizemin dışında kalmaz; her yakınlık yeni bir ipucu kadar yeni bir kuşku da üretir. Eserin asıl gerilimi, kayıp anıların geri dönüp dönmeyeceğinden çok, hatırlamanın insanın kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi nasıl değiştireceğinde yoğunlaşır.
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!
“Düşünüyordum; kimimben? Arıyordum;kimim ben Bulamıyordum;kimim ben,”
“lüyorum. Gerek ruhen gerekse bedenen, acı çekerek, yavaş yavaş ölüyorum. Canım çok acıyor. Aldığım her yeni nefesin beni kaçınılmaz sonuma götürdüğünü bilmek, canımı çok acıtıyor. Ruhumu kaybettim ben, kayboldum; başka…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş