
Ne kadar renkli olursan ol, bir yanın daima siyahtır.

Paris'te başlayan ve Güneydoğu Asya'ya uzanan Jean-Christophe Grangé'nin Siyah Kan romanı, gazeteci Marc Dupeyrat'nın bir seri katilin zihnine yaklaşma çabasını karanlık bir soruşturmaya dönüştürür. Dupeyrat, hüküm giymiş Jacques Reverdi ile yazışabilmek için sahte bir kadın kimliği kurar; amacı katilin suçları arasındaki düzeni ve geride bıraktığı işaretleri çözmektir. Yazışmalar Paris'teki güvenli mesafeyi kısa sürede ortadan kaldırır ve onu Malezya, Kamboçya ile Tayland arasında ilerleyen fiziksel bir iz sürmeye çeker. Yol boyunca beden, su, arınma ve renk çevresinde tekrarlanan simgeler, cinayetlerin rastlantı değil, tasarlanmış bir ritüel düzeni taşıdığını düşündürür.
Jean-Christophe Grangé gerilimi failin yakalanmasının ötesine taşıyarak araştırmacının kullandığı yöntemin onu nasıl dönüştürdüğüne bağlar. Marc'ın kurduğu sahte kimlik, bilgi toplama aracı olmaktan çıkarak arzu, korku ve takıntının birbirine karıştığı ikinci bir benlik yaratır. Coğrafi hareketlilik egzotik bir fon olarak kalmaz; farklı mekânlar suçun kökenine ilişkin yeni katmanlar açarken gazetecinin kontrol duygusunu azaltır. Romanın etkisi, avcı ile takipçi arasındaki sınırı giderek belirsizleştirmesinde ve gerçeğe ulaşma isteğinin insanı araştırdığı karanlığın parçası hâline getirebilmesinde belirginleşir.
Bookspace topluluğundan 7 gönderi

Ne kadar renkli olursan ol, bir yanın daima siyahtır.

Bazı gerçekler anlatılmaz.

Seni okumak ve görmek için sabırsızlanıyorum..

gelmiş geçmiş en iyi polisiye romanı olabilir.

Her ne kadar renkli olursan ol, bir yanın daima siyahtır.

Her insanda birçok kişilik vardır, içlerinden biri az veya çok daha baskındır.

ÇABUK SAKLAN, BABA GELİYOR!
“Kendini, bir garın peronunda valiziyle birlikte unutulmuş bir çocuk gibi hissediyordu..”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş