
𝒜𝒸𝒶𝒷𝒶 𝒩𝒾𝓁'𝒾𝓃 𝒷𝓊 𝓂𝓊̈𝓉𝒽𝒾𝓈̧, 𝒷𝓊 ℴ̈𝓁𝒹𝓊̈𝓇𝓊̈𝒸𝓊̈ ℊ𝒾𝓇𝒹𝒶𝓅 𝓋ℯ 𝓈ℯ𝓁𝓁ℯ𝓇𝒾 𝒷𝓊 𝓏𝒶𝓋𝒶𝓁𝓁ı 𝒟𝒾𝓁𝒷ℯ𝓇'𝒾, 𝒷𝓊 𝓉𝒶𝓁𝒾𝒽𝓈𝒾𝓏 ℯ𝓈𝒾𝓇𝒾 𝓃ℯ𝓇ℯ𝓎ℯ ℊℴ̈𝓉𝓊̈𝓇𝓊̈𝓎ℴ𝓇? ℋ𝓊̈𝓇𝓇𝒾𝓎ℯ𝓉𝒾𝓃ℯ...

Kafkasya'dan küçük yaşta koparılan Dilber, İstanbul'da bir eve cariye olarak satılır. Samipasazade Sezai'nin Sergüzeşt romanında onun el değiştiren hayatı, köleliği soyut bir kurum olmaktan çıkarıp gündelik şiddet, aşağılanma ve güvencesizlik üzerinden anlatır. İlk evinde ağır işlere ve kötü muameleye maruz kalan Dilber, daha sonra başka bir konağa geçtiğinde kısa süreli bir yakınlık ve korunma ihtimaliyle karşılaşır. Fakat toplumsal konum, aile baskısı ve mülkiyet anlayışı onun kendi geleceği hakkında karar vermesini sürekli engeller.
Roman, Dilber'in duygularını ve özgürlük arzusunu merkeze alırken esareti sürdüren çevrenin ikiyüzlü ahlakını da eleştirir. Eğitimli ve zarif görünen kişilerin bir insanı alınıp satılabilir sayması, modernleşme iddialarıyla sert bir çelişki kurar. Samipasazade Sezai romantik duygulanımı gerçekçi ev ve sokak ayrıntılarıyla birleştirir; karakterin kırılganlığını yalnız acıma uyandırmak için değil, iradesini ve insanlık onurunu vurgulamak için kullanır. Sergüzeşt, Tanzimat dönemi romanının toplumsal eleştiri gücü yüksek örneklerindendir. Dilber'in yaşadıkları aracılığıyla özgürlüğün hukuki bir kavramdan önce kişinin kendi bedeni, emeği ve sevgisi üzerinde söz sahibi olması anlamına geldiğini savunur.
Bookspace topluluğundan 8 gönderi

𝒜𝒸𝒶𝒷𝒶 𝒩𝒾𝓁'𝒾𝓃 𝒷𝓊 𝓂𝓊̈𝓉𝒽𝒾𝓈̧, 𝒷𝓊 ℴ̈𝓁𝒹𝓊̈𝓇𝓊̈𝒸𝓊̈ ℊ𝒾𝓇𝒹𝒶𝓅 𝓋ℯ 𝓈ℯ𝓁𝓁ℯ𝓇𝒾 𝒷𝓊 𝓏𝒶𝓋𝒶𝓁𝓁ı 𝒟𝒾𝓁𝒷ℯ𝓇'𝒾, 𝒷𝓊 𝓉𝒶𝓁𝒾𝒽𝓈𝒾𝓏 ℯ𝓈𝒾𝓇𝒾 𝓃ℯ𝓇ℯ𝓎ℯ ℊℴ̈𝓉𝓊̈𝓇𝓊̈𝓎ℴ𝓇? ℋ𝓊̈𝓇𝓇𝒾𝓎ℯ𝓉𝒾𝓃ℯ...

Hayatın en büyük neşesi, bir başkasının kalbinde bir iz bırakmaktır.

Şu koyu yeşil ağaçlara, ormanlara, siyah gözlerinle mavi gökyüzüne bak. Bu renkteki memleketten mi geldin?

Yalnız dökülen gözyaşları acıdır.

"Korkma! Bu ağaçlar, çiçekler sır saklar. İnsan değil ki ihanet etsin."

Huzurlu bir gemlik gecesi :)

Bence en hakiki ikbal, ruhun göründüğü iki güzel göz; en büyük servet, kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan akseden tebessümdür.

Yıldızların karanlıkta parladığı gibi, fakirlik ve sefâlet içinde de sâfiyet ve ulviyetle parlayan ruhlar yok mudur? Bir kalb, sevmek için mutlak servete, asâlate mi muhtaçtır? Güzellikten büyük asâlet, kalb sâfiyetinden büyük servet mi olur? Bence, en halis ikbal, ruhun göründüğü iki güzel göz; en büyük servet, kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan akseden tebessümdür.
“Aşk, insanın hem en büyük saadeti hem de en derin felâketidir.”
“İnsan, insanın malı olamaz. güzel bir roman”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş