Peri Gazozu

Peri Gazozu

Ercan Kesal

Yayıncı
İletişim Yayınları
Sayfa
198
Dil
Türkçe
Yayın yılı
2013

Özet

Ölümle yaşam arasındaki ince sınır, anne baba ile çocuk arasındaki güç ilişkisi ve insanın kayıplara alışmayı reddetmesi Ercan Kesal'ın yazılarında ortak bir hafıza oluşturur. Peri gazozu, Anadolu'nun taşra hayatını hem sıcaklığı hem de serin kasvetiyle ele alan kişisel anlatıları bir araya getirir. Hekimlik deneyimi, ölümün gündelik ve olağanüstü yüzlerini aynı anda görmeye imkân verirken çocukluk, büyümek ve yaşlanmak metinlerin duygusal eksenini kurar. Yazar, geçmişin dolambaçlı yollarını bugünün vicdan sorunlarından ayırmadan inceler.

Kitaptaki bakış, dışarıdan gözlem yapan bir anlatıcıyla sınırlı değildir; taşrayı içeriden bilen bir evladın, vefalı bir oğlun ve alışkanlığın duyarsızlığına direnmeye çalışan bir doktorun sesleri iç içe geçer. Eski bir Hitit kralının oğullarına bıraktığı sade vasiyet gibi tarihsel çağrışımlar, insanın toprağa ve başkalarının şefkatine duyduğu ihtiyacı hatırlatır. Kesal, büyük toplumsal meseleleri küçük hayat sahnelerine bağlayarak acının yanı sıra merhamet ihtimalini de korur. Peri gazozu, anı, deneme ve gözlem arasında ilerleyen; ölüm, aile, Anadolu ve vicdan üzerine kederli fakat canlı bir düşünme alanı açan bir kitaptır.

Bu kitap hakkında gönderiler

Bookspace topluluğundan 16 gönderi

SERDAR@sserenad· 1ay🇹🇷

Bir süre önce ziyaret ettiğiniz bir köy derneğinde doğulu bir ailenin hikâyesine şahit olursunuz. Aile on altı-on yedi yaşındaki kızlarını kendinden yaşça çok büyük bir adamla evlendirir. Kız çaresiz evlenir. Bir süre sonra dayanamaz, evden kaçar. Baba kabul etmez, tekrar adama teslim edilir. Kız tekrar kaçar. Baba evine dönemediği için de başka bir şehirdeki akrabalarına gider. Akrabalar haber verir aileye. Gider, oradan da alıp getirirler. Kız bir süre sonra başka şehirlere de gider. Kendince başının çaresine bakar. Aileye göre kötü yola düşmüştür. Abileri tekrar bulur getirirler İstanbul’a. Üç kardeş, kız kardeşlerini bir arabaya bindirip bir süre gezdirirler. Nasıl öldüreceklerini bilemezler. Nihayet otobanda bir viyadüğün kenarına gelirler. Kızın aşağıya kendiliğinden atlayıp intihar etmesini isterler. O başına gelenleri ve gelecekleri çoktan kabullenmiştir artık. Sadece bir şey ister abilerinden: DEVAMI YORUMDA

17
<<thewitchh>>@thewitchh12· 1ay🇹🇷

"İnsan, her şeyden önce kendi kendinin mezarıdır."

13
SERDAR@sserenad· 5ay🇹🇷

Nasıl kaçabilirsiniz, evine kentsel dönüşüm nedeniyle yıkım emri gelmiş, karaciğer yetmezliği olan bir Erzincanlı emeklinin hikâyesinden? Ya da bir gün önce işten çıkartılmış Alucralı işçinin, spora pek hevesli genç futbolcu oğlunun, bacağında çıkan kitlenin iyi huylu olup olmadığı meselesi? Hiç ilgilendirmez mi sizi? İki oğlundan birini uzun açlık grevlerinin birinde kaybetmiş, diğeri halen cezaevinde olan Tuncelili anneyi, muayene ettikten sonra sadece romatizma ilaçlarını yazıp gönderir misiniz evine? Başka bir şey sormaz mısınız? “Diğerkâm” olmak nasıl bir şeydir o zaman?

13
SERDAR@sserenad· 5ay🇹🇷

Babam; “Hastaneye bir tane de mühür yaptır oğlum. Mühürsüz olmaz(!)” diyor. Babamı kendi hastanemde kaybettim sonra. Zamanında öğünerek gezdirdiğim morguna koydum o gece. Yalansız dolansız bir ömrü tamamlayıp, bozkıra, annesinin ayak ucuna yatmak için yola çıktığı topraklara giderken, ölü defin raporunun altında da hastanenin mührü vardı.

13
<<thewitchh>>@thewitchh12· 1ay🇹🇷

"... bütün sanat eserleri belleğe dayanır. Belleği billursu hale getirmenin, somutlaştırmanın araçlardır. Bir ağacın üzerine deki bir böcek gibi, sanatçı da asalak gibi çocukluğundan beslenir. Sonra biriktirdiklerini harcar, yetişkin olur ve olgunluğu da son noktadır.. diyor farkouski... * Katılıyorum

12
SERDAR@sserenad· 5ay🇹🇷

Bakın ne anlatıyor yıllar sonra, o katliama katılan askerlerden biri: “Koğuşta yangın çıktıktan sonra yardım isteyenlere ‘sizi kurtarmak için yaş battaniyeler atıyoruz, bunlara sarılın ve kendinizi koruyun,’ diyerek battaniye attık. Fakat battaniyelere su değil, benzin ve tiner dökülmüştü. Battaniyeye sarılanlar daha çabuk yanıyordu.”

11
SERDAR@sserenad· 5ay🇹🇷

30 saniye ayır OKU… Bir süre önce ziyaret ettiğiniz bir köy derneğinde doğulu bir ailenin hikâyesine şahit olursunuz. Aile on altı-on yedi yaşındaki kızlarını kendinden yaşça çok büyük bir adamla evlendirir. Kız çaresiz evlenir. Bir süre sonra dayanamaz, evden kaçar. Baba kabul etmez, tekrar adama teslim edilir. Kız tekrar kaçar. Baba evine dönemediği için de başka bir şehirdeki akrabalarına gider. Akrabalar haber verir aileye. Gider, oradan da alıp getirirler. Kız bir süre sonra başka şehirlere de gider. Kendince başının çaresine bakar. Aileye göre kötü yola düşmüştür. Abileri tekrar bulur getirirler İstanbul’a. Üç kardeş, kız kardeşlerini bir arabaya bindirip bir süre gezdirirler. Nasıl öldüreceklerini bilemezler. Nihayet otobanda bir viyadüğün kenarına gelirler. Kızın aşağıya kendiliğinden atlayıp intihar etmesini isterler. O başına gelenleri ve gelecekleri çoktan kabullenmiştir artık. Sadece bir şey ister abilerinden: “Abi, aşağısı çok yüksek. Korkuyorum. Gözümü bir şeyle kapatın

10
SERDAR@sserenad· 5ay🇹🇷

Aradan yirmi beş yıl geçti. Şimdi İstanbul’dayım. Gazetelerde şöyle bir haber gördüm: “Urfa’da berdel verilen Şahe Fidan kocasıyla kavga edip, daha fazla dayanamayarak sığındığı baba evinden geri gönderilince, bir buçuk yaşındaki bebeğini sırtına bağlayıp, evin banyosunda kendini astı.” Şahe’nin yakınları, “Bizde evlenen kadının koca evinden ancak cesedi çıkar,” demişler. Dedikleri gibi de olmuş. Şahe kızım, başka bir yol bulamadın mı kendine? Ah, benim bahtsız kızım, bebeğini sırtına bağlarsan o da seninle gelir mi sandın? Sana ipin ucundan başka bir çare bırakmayan ülkemde hâlâ neler gündemde bir bilsen.

10
SERDAR@sserenad· 5ay🇹🇷

SON Müstehzi bir gülümseme geçiyor yüzünden. Duruyor biraz. Sonra önünde sıralı duran kendi yaptığı duduklara bakarak: “Kestaneden duduk olmaz,” diyor... Otele dönüyorum. İçimde bir sıkıntı. Gençliğim bitmiş işte. Acıların içinden, hızla çocukluğuma koşuyorum.

9
SERDAR@sserenad· 5ay🇹🇷

Kasaba okullarında okuyan öğrencilerin anılarında, çoğunlukla hangi öğretmenin, ne kadar ve neyle dövdüğü yer alır. Mutlu anlar, hatırlanmayacak kadar azdır.

9
SERDAR@sserenad· 5ay🇹🇷

YENİ KİTAP Babam ilk gazozhaneyi, arkadaşı Hafi’nin Orta Mahalle’deki kahvesinin yanına açmış. Hafi Abi bir gün kahvede kalp krizi geçirip babamın kucağında ölünce de, Aşağı Mahalle’deki çeşmenin yanına taşımış dükkânı. Babam sonradan bıraktı gazozculuğu.

9
SERDAR@sserenad· 5ay🇹🇷

Sabah erkenden kasabaya gelen köylüler, ürünlerini satmış, Sümerbank’tan da alacaklarını almışlar. Öğleyi geçirmeden, kaçar gibi köylerine geri dönmeye çalışıyorlar. Traktörlerin arkasına yerleştirilmiş çuval, koli, yağ tenekeleri üzerinde oturan genç kadınlar, çocuklar, altlarında battaniye bir köşede çömelmiş yaşlılar. Sanki, mecburen ve geçici olarak geldikleri yasak bir mekândan hızla ayrılma telaşındalar...

8
SERDAR@sserenad· 5ay🇹🇷

Şimdi arkanıza yaslanın ve bir an düşünün n’olur. Bir baba, on sekiz yıl önce öldürülen ve kaybedilen oğlunun, kafatası ve kemikleri, yanmış halde bir kuyunun dibinde bulundu diye sevinç gözyaşları döküyor! Bundan sonraki tüm sevinçlerim bu ülkeye haram olsun...

8
OkanB@okanb· 7ay🇹🇷

Sığamadık yeryüzü sofrasına. Kibir denizinde boğulmuşuz da haberimiz yok. Değirmenimiz susmuş, unumuz bitmiş. Fırınlarımız da kararmış, kalplerimiz gibi.

4
schrödinger'in kedisi@siyabend21· 8ay🇹🇷

Peri Gazozu kitabinı okumanizi tavsiye ederim. Yasaminizin bir donemini mutlaka hissedeceginiz , okuyucuya keyif veren bir kitap

4
Bookspace· 8ay🇹🇷

“Büyümek bazen hayallerden vazgeçmek değil; onlara daha sessiz ama daha derin bir yerden tutunmaktır.” Ercan Kesal - Peri gazozu

4

Senin Gibi Okuyan Biriyle Tanışmaya Hazır mısın?

Uygulamada oku

Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş

Uygulamayı indir