
Samuel Beckett’in Oyun Sonu adlı tek perdelik oyunu, dış dünyanın tükenmiş göründüğü kapalı bir odada dört kişiyi bir araya getirir. Kör ve hareket edemeyen Hamm, oturamayan hizmetkârı Clov’a bağımlıdır; Hamm’ın yaşlı anne ve babası Nagg ile Nell ise iki çöp kutusunda yaşar. Clov sürekli ayrılacağını söyler, Hamm konuşmayı ve küçük ritüelleri sürdürerek onu yanında tutar. Pencerelerden görülen manzaranın neredeyse boş olması, odadaki güç ilişkisini daha da sıkıştırır. Her eylem bitişe yaklaşır gibi görünür, fakat karakterler alışkanlıklarını yeniden başlatır.
Beckett olay örgüsünü ilerleten nedenlerden çok tekrar, duraklama ve başarısız iletişim üzerine kurar. Oyunun satrançtan gelen adı, az sayıda taşın kaldığı ve sonucun sezildiği bir konumu çağrıştırır; yine de sahnedeki ‘son’ kesinleşmez. Hamm ile Clov arasındaki efendi-hizmetkâr bağı hem zalimce hem karşılıklı bağımlıdır; Nagg ve Nell’in anıları ise yıkımın ortasında kısa bir şefkat izi taşır. Oyun Sonu’nun kara mizahı, acının ve gündelik rutinin aynı cümlede yan yana durmasından doğar. Sahne, insanlığın çöküşüne ilişkin bir alegoriye açılırken kesin açıklamayı reddeder; geriye bitiremeyen, ayrılamayan ve anlatmayı bırakamayan seslerin sert ritmi kalır.
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!
“son başlangıcın içindedir, gene de sürdürürsün.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş