Jean-Christophe Grangé, Ölü Ruhlar Ormanı’nda Parisli sorgu yargıcı Jeanne Korowa’yı olağanüstü vahşilikteki cinayetlerin izine sürer. Bir şüphelinin izinsiz kaydedilmiş psikanaliz seansı, soruşturmayı kişisel takıntılarla karanlık aile geçmişlerinin kesiştiği bir alana taşır. Jeanne ipuçlarını takip ettikçe Fransa’dan Latin Amerika’ya uzanan yolculuk, suçun ardındaki zihinsel ve tarihsel katmanları büyütür. Anlatı, katilin kimliğini ya da soruşturmanın sonucunu açığa çıkarmadan, yamyamlık çağrışımları taşıyan ritüeller ile insan davranışının sınırları arasındaki gerilimi kurar.
Grangé, polisiye soruşturmayı yalnız delil toplamaya dayalı bir çizgide bırakmaz; adli izlerle kişinin bilinçdışı arasında gidip gelen anlatı, her bulgunun birden fazla anlam taşıyabileceğini hissettirir. Psikanaliz, travma ve kültürel hafıza, olayların yorumlanma biçimini sürekli değiştirir. Jeanne’ın mesleki kararlılığı ile kişisel kırılganlığı, okuru hem dışarıdaki failin hem de geçmişten taşınan korkuların peşinden götürür. Coğrafya genişledikçe gerilim de tek bir şehrin suç dosyasından çıkarak daha eski şiddet biçimlerine bağlanır. Ortaya çıkan sert atmosfer, insanın karanlık dürtülerini egzotik bir dekor olarak kullanmak yerine, adalet arayışının karşılaştığı ahlaki ve psikolojik sınırlarla yüzleştirmesinden doğar.