
“dünya senden büyük değil çocuğum ve çirkin olan ne varsa ezip geç ama güzel olanın karşısında durup bir müddet onu hayranlıkla izle, hürmette kusur etme sakın,”

Abdullah Ataşçı'nın Meryem’in Çiçekleri romanı, 1914'te İstanbul'dan Diyarbekir'e atanan genç hâkim Sinan'ın karşılaştığı şiddet, korku ve siyasal gerilim üzerinden yaklaşan tehcirin dünyasını kurar. İttihatçılara borçlu hisseden Sinan, görev yaptığı bölgede aşiret baskınları, yerel iktidar ilişkileri ve devlet politikası arasındaki bağı gördükçe hazır kabullerini sınamak zorunda kalır. Köyü basılan Ermeni genç Adis'in intikam ve hayatta kalma mücadelesi, anlatıya başka bir bakış açısı ekler.
Roman tarihsel felaketi yalnız karar vericilerin düzeyinde anlatmaz; gündelik hayatları parçalanan insanların korkularına, suskunluklarına ve ahlaki seçimlerine yaklaşır. Sinan ve Adis'in yolları üzerinden iyilik ile kötülüğün etnik ya da dinî kimliklere kolayca dağıtılamayacağını gösterir. Ataşçı, tarihsel bilgi ile kurmaca kişilerin iç dünyasını dengelerken okuru resmî anlatının dışında kalan tanıklıkları ve sorumluluk biçimlerini düşünmeye çağırır.
Meryem’in Çiçekleri'ni yalnız bir dönem romanı yapan şey olayların tarihidir; onu bugüne bağlayan ise görmenin, bilmenin ve sessiz kalmanın bedeline yönelttiği sorulardır. Abdullah Ataşçı karanlık bir tarihsel eşikte umudu kolay bir teselliye dönüştürmez. Vicdanı, kişinin kendini masum ilan etmesi değil, başkasının uğradığı kötülük karşısında hangi riski üstlendiği üzerinden sınar.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

“dünya senden büyük değil çocuğum ve çirkin olan ne varsa ezip geç ama güzel olanın karşısında durup bir müddet onu hayranlıkla izle, hürmette kusur etme sakın,”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş