Serol Teber'in Melankoli Normal Bir Anomali adlı kitabı, melankolik kişiliğin gizemini anlamaya yönelik düşüncelerin tarihsel izini sürer. Bu arayışın Homeros destanlarında başladığı, Hipokrat'ın yazılarında devam ettiği ve Sophokles'in trajedilerinde güçlü bir anlatı düzeyine ulaştığı belirtilir. Melankoli, yalnız modern psikolojinin konusu olarak değil, edebiyat, felsefe ve tıp tarihinin uzun süredir tartıştığı bir insanlık hâli olarak ele alınır. Bu tarihsel dizilim, aynı deneyimin farklı dönemlerde farklı kavram ve imgelerle yorumlandığını gösterir.
Aristoteles'e atfedilen yaklaşım, olağanüstü kişiliklerin ve tutkulu bir ahlak içinde yaşayanların sıklıkla melankolik oluşuna dikkat çeker. Demokritos, Herakleitos ve Empedokles bu düşünsel çizginin örnekleri arasında anılır. Daha sonraki dönemlerden Albrecht Dürer, Hölderlin ve Walter Benjamin gibi isimler de melankolik yaşamın farklı kültürel görünümlerini temsil eder. Bu geniş isim dizisi, duygulanımı tek bir çağa veya disipline kapatmayan karşılaştırmalı bir çerçeve kurar. Düşünürler ile sanatçıların yan yana gelmesi, melankolinin düşünsel ve estetik boyutlarını aynı araştırmada buluşturur.
Eserde melankolik yaşamın sıradan varoluşun acılı yoksunluğunu aşma ihtimali de tartışılır. Bu deneyim trajik olsa bile onurlu ve estetik özellikler taşıyan yeni bir benlikle karşılaşmaya yol açabilir. Kitap, melankoliyi sadece eksiklik veya hastalık şeklinde tanımlamak yerine yaratıcılık, düşünce ve benlik kurma süreçleriyle birlikte değerlendiren tarihsel-kültürel bir inceleme sunar.