
“İnsanlar ne kadar büyürlerse büyüsünler, ne kadar ihtiyar olurlarsa olsunlar yine bazı dakikaları vardır ki, annelerine sokularak çocuk olmak isterler...”

Mai ve Siyah, Halit Ziya Uşaklıgil'in genç bir şairin hayalleriyle hayatın sert gerçekleri arasındaki kırılmayı anlattığı önemli Türk romanıdır. Ahmet Cemil'in edebiyat, aşk ve başarı arzusu, zamanla mavi düşlerden siyah bir hayal kırıklığına doğru ilerler.
Halit Ziya, Mai ve Siyah'ta Servet-i Fünun çevresini, sanat idealini ve bireyin iç dünyasındaki kırılmaları incelikli bir üslupla işler. Roman, yalnızca başarısız bir aşk ya da sanat tutkusu hikayesi değil, dönemin aydın gençliğinin beklentilerini ve yenilgilerini de gösterir. Türk romanında psikolojik derinliğin ve modern anlatımın güçlü örneklerinden biridir.
Bookspace topluluğundan 17 gönderi

“İnsanlar ne kadar büyürlerse büyüsünler, ne kadar ihtiyar olurlarsa olsunlar yine bazı dakikaları vardır ki, annelerine sokularak çocuk olmak isterler...”

Bir kadın bir kere uçurumlardan yuvarlanmaya başladı mı artık düşüşüne son verecek nokta yoktur, ne kadar aşağı düşerse düşecek yerler o kadar çoğalır.

İnsanlar tuhaftır.Fena birşey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa mutlaka en evvel vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar.

İnsanlar tuhaftır! Fena bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa mutlaka en önce vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar. Kötü işler sahibi olanlara sorunuz, hepsinde kendi kendilerine icat edilip özenle pekiştirilmiş sebeplere tesadüf edersiniz.
Bilir misin azizim? Ağlamamak için gülüyorum.

Demek hayat dedikleri şey böyle sonuna kadar müthiş darbeler toplamakla geçecek.
Demek hayat dedikleri şey böyle sonuna kadar müthiş darbeler toplamakla geçecek.

Demek hayat dedikleri şey böyle sonuna kadar müthiş darbeler toplamakla geçecek.

Gönül gördüğünü sevmez; sevdiğini görür.

İnsan, keder ve sevinç zamanlarında kalbinin katlanabileceğinden fazlasını diğer hassas bir kalple paylaşmak ister.

O beni aramaya gerek görmezse benim onu arama zorunluluğum kalır mı?

Ansızın gelen felaket insanları en çok ümide sarıldıkları zamanlarda zedelemekten haz alır.

Bilir misin azizim? Ağlamamak için gülüyorum.

Biz insanlar çevremizin Etkilerine ne kadar esiriz!

Demek hayat dedikleri şey böyle sonuna kadar müthiş darbeler toplamakla geçecek.

İnsanlar tuhaftır! Kötü bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa mutlaka en evvel vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar.

Aman yarabbi! Sevmek bu muydu? İnsanı sanki bir mengene içinde sıkıp sıkıp da birisinin ayakları altına ezik, bitik, can çekişerek atmak isteyen bu öldürücü şey, sevmek bu muydu?