
Bir yerlere gitmek... O kadar uzağa ki,Fikrim şu geçen hayat kavgama yetişemesin

Halit Ziya Uşaklıgil'in Mai ve Siyah romanı, babasının ölümünden sonra ailesinin geçimini üstlenen Ahmet Cemil'in edebiyat dünyasında kendine yer açma çabasını izler. Şair olma ideali, matbaa ve gazete çevresindeki çalışma hayatıyla; Lamia'ya duyduğu sevgi ise sınıfsal beklentilerle karşılaşır. Ahmet Cemil'in maviyle simgelediği umutlar, gündelik sorumluluklar ve kayıplar arttıkça siyah bir hayal kırıklığına yaklaşır. Anlatı bireysel başarısızlığı kişilik zayıflığına indirgemez; dönemin kültür ve basın ortamını da bu çözülüşün içine katar. Mir’at-ı Şuun çevresindeki edebî ilişkiler, sanatın üretildiği ortamın ekonomik ve kişisel rekabetlerini açığa çıkarır. Raci’nin karşıtlığı, Ahmet Cemil’in estetik iddiasıyla dönemin yerleşik zevkleri arasındaki mesafeyi keskinleştirir.
Uşaklıgil, Servet-i Fünun döneminin estetik arayışını karakterin sanat tutkusuyla somutlaştırır. Ahmet Cemil'in dili ve hayalleri, modern bir sanatçı olma isteğiyle maddi hayatın talepleri arasında gerilir. Aile yükü, çalışma ilişkileri ve karşılıksız beklentiler birbirini besleyerek melankoliyi kişisel olduğu kadar toplumsal bir duyguya dönüştürür. Son kararlarını açığa çıkarmayan anlatı, yaratıcı idealin gerçeklikle karşılaşmasında başarıyı ve insanın kendine biçtiği değeri aynı ölçüde sınar.
Bookspace topluluğundan 19 gönderi

Bir yerlere gitmek... O kadar uzağa ki,Fikrim şu geçen hayat kavgama yetişemesin

“İnsanlar ne kadar büyürlerse büyüsünler, ne kadar ihtiyar olurlarsa olsunlar yine bazı dakikaları vardır ki, annelerine sokularak çocuk olmak isterler...”

Bir kadın bir kere uçurumlardan yuvarlanmaya başladı mı artık düşüşüne son verecek nokta yoktur, ne kadar aşağı düşerse düşecek yerler o kadar çoğalır.

İnsanlar tuhaftır.Fena birşey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa mutlaka en evvel vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar.

İnsanlar tuhaftır! Fena bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa mutlaka en önce vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar. Kötü işler sahibi olanlara sorunuz, hepsinde kendi kendilerine icat edilip özenle pekiştirilmiş sebeplere tesadüf edersiniz.
Bilir misin azizim? Ağlamamak için gülüyorum.

Demek hayat dedikleri şey böyle sonuna kadar müthiş darbeler toplamakla geçecek.

uşaklıgil’in mükemmel tabiriyle, piyâle-yi telh-i hayâtın zehrâbesinden içmek mukadder benim için.
Demek hayat dedikleri şey böyle sonuna kadar müthiş darbeler toplamakla geçecek.

Demek hayat dedikleri şey böyle sonuna kadar müthiş darbeler toplamakla geçecek.

Gönül gördüğünü sevmez; sevdiğini görür.

İnsan, keder ve sevinç zamanlarında kalbinin katlanabileceğinden fazlasını diğer hassas bir kalple paylaşmak ister.

O beni aramaya gerek görmezse benim onu arama zorunluluğum kalır mı?

Ansızın gelen felaket insanları en çok ümide sarıldıkları zamanlarda zedelemekten haz alır.

Bilir misin azizim? Ağlamamak için gülüyorum.

Biz insanlar çevremizin Etkilerine ne kadar esiriz!

Demek hayat dedikleri şey böyle sonuna kadar müthiş darbeler toplamakla geçecek.

İnsanlar tuhaftır! Kötü bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa mutlaka en evvel vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar.

Aman yarabbi! Sevmek bu muydu? İnsanı sanki bir mengene içinde sıkıp sıkıp da birisinin ayakları altına ezik, bitik, can çekişerek atmak isteyen bu öldürücü şey, sevmek bu muydu?
“insan, üzüntülü ve sevinçli zamanlarında, kalbinin dayanamayacağından fazlasını duyarlı bir kalple bölüşmek ister..”
“Bugün hiç kimseyle konuşmaya katlanabilecek halde değildi. Yalnızlığa çok büyük ihtiyacı vardı.”
“Niçin bu kadar hayallerinin esiri olmuştu?”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş