
"Akşamları rüzgâr camları döverken, lambayı yakıp ateşin karşısına geçip bir kitap okumak kadar hoş şey var mıdır?"

Çiftlikte büyüyen Emma, doktor Charles Bovary ile evlendiğinde romanlardan tanıdığı tutkulu ve görkemli yaşama kavuşacağını düşünür. Gustave Flaubert'in Madam Bovary romanında taşra evliliğinin sıradanlığı kısa sürede bu beklentileri boşa çıkarır. Charles'ın iyi niyetli fakat sınırlı dünyası, Emma'nın aşk, zenginlik ve toplumsal incelik hayalleriyle uyuşmaz. Balo salonlarında gördüğü ayrıcalıklı hayatı kendi çevresinde yeniden kurmaya çalışırken yeni ilişkilere ve giderek büyüyen harcamalara yönelir. Arzu ettiği yaşam ile maddi gerçeklik arasındaki mesafe, hem evliliğini hem geleceğini sıkıştırır.
Flaubert, Emma'yı yalnızca romantik hayallerinin kurbanı olarak sunmaz; onun seçimlerini, çevresinin ikiyüzlülüğünü ve tüketim arzusunu keskin bir ironiyle birlikte inceler. Ayrıntılı nesne tasvirleri, taşra konuşmaları ve serbest dolaylı anlatım karakterlerin kendileri hakkında kurduğu yanılsamaları açığa çıkarır. Charles'ın edilgenliği, eczacı Homais'nin kendinden emin söylemi ve tüccar Lheureux'nün hesapları, Emma'nın kişisel dramını daha geniş bir burjuva toplum eleştirisine bağlar. Madam Bovary, doyumsuzluk ile gerçeklik arasındaki çatışmayı estetik bir kusursuzluk arayışıyla kuran realist bir romandır; okumanın, hayal kurmanın ve sahip olma isteğinin insan hayatını nasıl biçimlendirebildiğini sorgular.
Bookspace topluluğundan 9 gönderi

"Akşamları rüzgâr camları döverken, lambayı yakıp ateşin karşısına geçip bir kitap okumak kadar hoş şey var mıdır?"

Bilmem size de hiç oldu mu? Bazen insan bir kitapta kendisinin de aklından geçmiş bir fikre, ta derinden hatıra gelen silinmiş bir hayale rast gelir ki bu, en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız.

Fakat bu mutluluk, galiba her arzuyu ümitsizliğe sürüklemek için uydurulmuş bir yalandı."

"Bazen insan bir kitapta kendisinin ta derinden hatıra gelen silinmiş bir hayale rast gelir ki bu, en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız."

Fakat bu mutluluk, galiba her arzuyu ümitsizliğe sürüklemek için uydurulmuş bir yalandı.

Evet, bir çok şeylerden mahrum kaldım; ah, hayatta bir gayem olsaydı, bir sevgiye rast gelseydim, birini bulsaydım.

“ Ellerimde hala öpücüklerinin sıcaklığı var. “

“ - Ah, kımıldama ! Söz söyleme ! Bak bana ! Gözlerinden öyle tatlı bir şeyler çıkıyor ki, bana çok iyi geliyor. - Seviyor musun beni, çocuk. “

Yarabbi ne yaptım da evlendim?
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş