
Çünkü insanın dış dünyasının görünen her parçası biraz da iç dünyasıydı.

Antik diller öğretmeni Raimund Gregorius, yıllardır sürdürdüğü düzenli hayatı beklenmedik bir anda geride bırakır. Eline geçen Portekizce bir kitap, onu doktor ve yazar Amadeu Prado'nun izini sürmek üzere Lizbon'a götürür. Pascal Mercier, Lizbon'a Gece Treni'nde fiziksel bir yolculuğu, başka bir insanın düşünceleri aracılığıyla kişinin kendi hayatını yeniden tartmasına açılan bir araştırmayla birleştirir.
Gregorius, Prado'nun aşk, yalnızlık, dostluk ve ölüm üzerine notlarını okudukça metnin ardındaki kişiyi tanımak ister. Lizbon'da Prado'nun hayatının farklı dönemlerine tanıklık etmiş insanlarla görüşür; her anlatı, aynı adamın başka bir yüzünü ortaya çıkarır. Salazar diktatörlüğüne karşı mücadele etmiş Prado'nun geçmişi, kişisel seçimlerle siyasi baskının nasıl iç içe geçebildiğini gösterir. Gregorius'un bilmediği bir dilin ve şehrin içine girmesi de yerleşik kimliğinin sınırlarını gevşetir.
Romanın çok sesli yapısı, Prado hakkında tek ve kesin bir portre kurmak yerine hatıraların çelişkilerini korur. Gregorius'un arayışı yalnız geçmişte yaşamış birini çözme çabası olmaktan çıkar; başka türlü yaşamanın mümkün olup olmadığına yönelir. Mercier, okuru insanın kendisini ne ölçüde seçebildiği, ne ölçüde başkalarının anlatılarıyla biçimlendiği üzerine düşünmeye çağırır.
Bookspace topluluğundan 7 gönderi

Çünkü insanın dış dünyasının görünen her parçası biraz da iç dünyasıydı.

Hayal kırıklığının kötü olduğu söylenir. Düşüncesizce varılmış bir önyargı. Hayal kırıklığı yoluyla değilse hangi yolla keşfedebiliriz neler beklemiş, neler ummuş olduğumuzu? Bu keşifte değilse nerede yatar insanın kendini tanıması? Hayal kırıklığı olmazsa insan kendisi hakkında aydınlığa kavuşur mu?

Ruhsuz biri değildin, elbette değildin. Ama neden bir ömür boyu, ruh insanın utanması gereken bir şeymiş gibi davrandın, uygunsuz bir şeymiş gibi, neredeyse ne pahasına olursa olsun saklı tutulması gereken zayıf bir noktaymış gibi?

İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak, gerisine ne oluyor?

Söz konusu olan önemsiz küçük sevinçler ve tozlu sıcakta bir bardak suyu mideye indirmek gibi küçük zevkler değil. Söz konusu olan insanın yapmayı ve yaşamayı istediği şeyler, çünkü ancak onlar insanın kendi hayatını, o çok özel hayatı bütünleştirebilirler, çünkü onlar olmadan hayat eksik kalır, tamamlanmamış bir yapıt ve sıradan bir parçadır.

Hayatımızın gerçek yönetmeni rastlantılardır; gaddar, acımasız ve büyüleyici bir cazibesi olan bir yönetmen.

Bir de aynı isimle sinemaya uyarlanan filmi var (2013 yapımı, başrolde Jeremy Irons). Filmde de aynı sorgulama var ama bana göre kitabın derinliği daha fazla hissediliyor.
“Oysa kendi ruhlarındaki hareketi dikkatle izlemeyenler mutlaka mutsuz olurlar.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş