
Aynadaki yansımama bakarak kendi kendime dedim ki. "Istırabın o kadar derin ki gözlerinin derinlerine yayılıyor... Ağlasan bile gözyaşı dökeceğin şüpheli!.."

Sâdık Hidâyet'in Kör Baykuş romanında yalnız bir anlatıcı, kalemdanlara sürekli aynı resmi çizerken dış dünyayla bağını giderek yitirir. Hayatına kısa süreliğine giren esrarengiz bir kadın, onda hem erişilemez bir sevgi hem de ölümle iç içe geçen bir saplantı uyandırır. Kadının kaybından sonra anlatıcının hatıraları, düşleri ve gördüğünü sandığı kişiler birbirine karışır. Olaylar güvenilir bir zaman çizgisinde ilerlemez; aynı yüzler ve durumlar değişmiş biçimlerde yeniden belirir.
Romanın ikinci bölümünde anlatıcı, ilk bölümdeki kişileri ve duyguları başka bir gündelik gerçeklik içinde tekrar yaşar. Karısı, yaşlı adam, kasap ve gölgeler, onun kıskançlık, yabancılaşma ve kendinden tiksinme duygularını yoğunlaştırır. Hidâyet tekrarlar, karanlık imgeler ve kesintili bilinç akışıyla okuru kahramanın zihinsel çözülüşüne yaklaştırır. Kör baykuş motifi, anlatıcının dünyayı yalnızca kendi karanlığından görebilmesinin simgesine dönüşür. Kör Baykuş, kesin açıklamalar sunan bir olay romanından çok aşk, ölüm ve kimlik kaybını tekinsiz bir iç monologla araştıran modernist bir anlatıdır; gerçek ile sanrı arasındaki sınırı bilinçli olarak belirsiz bırakır.
Bookspace topluluğundan 38 gönderi

Aynadaki yansımama bakarak kendi kendime dedim ki. "Istırabın o kadar derin ki gözlerinin derinlerine yayılıyor... Ağlasan bile gözyaşı dökeceğin şüpheli!.."

“fakat bilmek isterdim,kendisi için öldüğümü biliyor muydu?"

'Tek korkum: yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan."

bir insanın hayatta izleyebileceği en iyi yolun sessiz kalmak olduğunu düşünmüşümdür hep; insanın, yalnız bir gölün kıyısında kanatlarını iki yana açan bir balaban kuşununki gibi bir yalnızlığa düşmekten daha iyisini yapamayacağını...

"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.’’ İnsan yalnızken eğer kendine karşı dürüst davranabilirse düşüncelerinin ağırlığıyla dibe vuruyor ve bundan daha kötüsü olmaz derken bir dip daha keşfedebiliyor.

Tek tesellim, ölümden sonra hiçlik ümidiydi; orada tekrar yaşamak düşüncesi içime korku salıyor, beni hasta ediyordu. Ben ki henüz yaşadığım dünyaya bile alışamamışım, bir başka dünya neyime yarardı benim?

yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.

“Lâkin tek korkum ; yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.”

“ Kendimi bu kadar bedbaht, bu kadar lanetlenmiş sanmıyordum. “

“Ve şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir.”
Tek tesellim, ölümden sonra hiçlik ümidiydi; orada tekrar yaşamak düşüncesi içime korku salıyor, beni hasta ediyordu. Ben ki henüz yaşadığım dünyaya bile alışamamışım, bir başka dünya neyime yarardı benim?

“ Hayatta öyle yaralar var ki, ruhu inzivadayken cüzam gibi yer, bitirir. “

“ben eski ben değildim,çağırsaydım getirseydim de konuşsaydım onunla,duymaz anlamazdı beni."

“Derdin öyle derin ki, gözlerinin ta derinlerinde.“
Gideyim, kaybolayım dedim, öleceğini anlayan uyuz bir köpek gibi, ölececegine yakın bir yerlere saklanan kuş gibi

Cehennem ehlinin suçu seks ve alkol Cennet ehlinin ödülü ise seks ve alkoldür. Geleceğin insanları basitliğimize gülecekler...
Yalnızlığa, ölüme mahkûmdum nasıl olsa.

Öyle yaralar vardır ki hayatta, cüzzam gibi ağır ağır yiyip bitirirler yalnızlığa çekilmiş ruhu. Kimseye gösterilmez bunlar; çünkü bu inanılmaz yaralara genellikle tuhaf ve olağanüstü bir şeymiş gibi bakarlar. #eniyikitapgirişcümlesi
Gökte herkesin bir yıldızı olduğu doğruysa, benimki çok uzakta, karanlık ve pek önemsiz bir şey olmalıdır. Belki de benim hiç yıldızım yok!

“…bu dünya; bir avuç yüzsüz, dilenci, bilgiç, kabadayı, vicdansız, açgözlü içindi; onlar için kurulmuştu bu dünya.''

Onları neden sevdiğini şimdi anladım Çünkü onlar utanmaz,aptal ve kokuşmuşlardı Onun aşkı,sevgisi aslında pislikle ve ölümle aynıydı Onunla gerçekten birlikte olmak istiyormuydum Dış görünüşüne mi vurulmuştum yoksa benden nefret edişine mi Belkide ona olan aşkım çocukluğumdan beri annesine duyduğum özel ilgi ve yakınlıktan kaynaklanmaktaydı Yada bunların hepsi birden bu aşka sebepti Bilmiyorum…
Zihinsel olarak kişileri en uca götüren bi roman…

Çünkü benim için hiç önemi yok, inanmış inanmamış başkaları. Lakin tek korkum;yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.

Kendimi bütün ruhumla unutmanın uykusuna bırakmak istiyordum. Unutmam mümkün olsaydı, unutmak sürekli olsaydı, gözlerim kapansaydı da azar azar uykunun ötesine, mutlak hiçliğe gömülebilseydim, varlığımı artık hissedemez olacağım noktaya varsaydım, bir mürekkep damlasında, bir musiki ahenginde ya da renkli bir ışında erir giderdim ve sonunda dalgalar ve şekiller öyle büyürlerdi ki, hissedilemezin içinde silinir, yok olurlardı. O zaman dileğime kavuşurdum.
“Şimdi şimdi anlıyorum: O, bu herifleri yüzsüz, ahmak ve kokuşmuş oldukları için seviyordu. Onun aşkı pislik ve ölümle aynı şeydi aslında.”
“Bakıyor ama görmüyordu. Ağız kenarlarında ira- desiz, esrik bir gülümseme donmuş kalmıştı. Olmayan, kayıp bir kimseyi düşünüyor gibiydi”
“Keşke her şeyden habersiz olduğum çocukluk zamanlarımdaki gibi usulca uyuyabilseydim! Sakın huzurlu bir uyku...”
“Bir gün, iki gün değil, belki iki ay dört gün, cinayet yerlerine dönen katiller gibi, döndüm dolandım evimin çevresinde. Etrafındaki bütün taşları, bütün kumları tanıyordum.”
“O yok olunca ben de bir sürüden farksız insanlardan, ahmaklardan, mutlu kişilerden tamamen el etek çektim.”
“bana benzeyen, görünüşte bendeki ihtiyaçlara, tutkular, arzulara sahip bu insan niçin kırarlar beni?”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş