
“Duyguları ifade edememek, derin olmadıkları anlamına gelmez.”

Kelebek biriktiren içine kapanık bir adam, uzaktan hayranlık duyduğu genç bir resim öğrencisini sevgiyle sahip olmak arasındaki farkı gözetmeden kaçırır. Onu dış dünyadan yalıtılmış bir yerde tutarak zamanla kendisine bağlanacağına inanır. John Fowles, Koleksiyoncu'da bir insanı tanımak yerine onu elde etmeye çalışan zihnin nasıl baskıcı bir düzene dönüştüğünü inceler.
Tutsaklık ilerledikçe iki karakter aynı ilişkiyi bütünüyle farklı biçimlerde yaşar. Koleksiyoncu, sağladığı konforu iyi niyetin kanıtı sayarken genç kadın özgürlüğünü, kişiliğini ve geleceğini korumaya çalışır. Aralarındaki konuşmalar, sevgi diye sunulan sahiplenmenin aslında seçim hakkını ortadan kaldırdığını açığa çıkarır. Güç dengesizliği yalnız kapalı mekânın fiziksel koşullarında değil, kimin anlatısının geçerli kabul edileceği konusunda da belirleyicidir.
Fowles gerilimi hızlı bir kovalamacadan çok, iki bakış açısının birbirini asla gerçekten karşılayamamasından üretir. Kelebek koleksiyonu, güzelliği canlı bağlamından koparıp hareketsiz bir nesneye çevirmenin güçlü bir simgesine dönüşür. Psikolojik roman ve karanlık gerilim arayan okur için eser; arzu, sınıf, sanat ve iktidar üzerine rahatsız edici sorular taşır. Koleksiyoncu, kişinin kendi gerekçelerine inanmasının başkasına verdiği zararı ortadan kaldırmadığını gösteren yoğun bir yüzleşme sunar.
Bookspace topluluğundan 6 gönderi

“Duyguları ifade edememek, derin olmadıkları anlamına gelmez.”

Kendimi bunalmış hissediyordum....
Onu unutacağımı sandım da olmuyor değildi. Ama unutmak insanın yapacağı değil, başına gelecek bir şeydir ve benim başıma gelmedi.

“Sık sık plak çalıyorum. Müzik dinlemek için değil, bir şey duymak için.”

“Her şeyde hüzün bulursunuz, hüznü katan siz olursanız.”

“;artık zengin olduğuma göre, iyi bir koca adayı sayılırdım; yine de bunun gülünç olduğunu biliyordum, insanlar yalnız aşk için evlenirlerdi…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş