
Cehennem, acı çektiğimiz yer değildir; acı çektiğimizi kimsenin bilmediği yerdir.

Nihan Kaya'nın Kar ve İnci romanı, 21 Aralık gecesi Boğaz'daki bir sarayda ünlü bir bestekâr için düzenlenen davetle açılır. Gece adlı kadın, sade elbisesi ve düz ayakkabılarıyla salondaki gösterişli çevreden ayrılır. Onu orada yalnız iki kişi tanır; fakat ikisi de sesini çıkaramaz. Salonda ayrıca sadece bestekârın görebildiği, ıslak saçlı ve çıplak ayaklı küçük bir kız dolaşır.
Bu çocuk yıllardır bestekârı izlemektedir ve gecenin görünür düzeninin altında saklanan geçmişe işaret eder. Ardından anlatı beyaz bir hastane odasına geçer. Denizden çıkarılan genç kadın hiçbir şey hatırlamaz; zihninde yalnız kurtarılmayı bekleyen küçük bir kızın izi vardır. Hafıza kaybı, ilk sahnedeki suskunluklar ve hayaletimsi çocuk, parçaların daha sonra yerine oturacağı girift bir yapının düğümlerini oluşturur.
Semboller hikâyeyi farklı yönlerden kuşatırken müzik ile psikanaliz iç içe geçer. “Susmak” ile “konuşmamak” arasındaki ayrım, karakterlerin dile getiremedikleri deneyimlerin önemini vurgular. Kar ve İnci, hatırlama, travma ve tanıklığı doğrusal bir açıklama yerine birbirini yansıtan sahnelerle araştırır. Roman, psikolojik kurmacayı çok katmanlı sembolik anlatımla birleştirerek görünmeyen bağların yavaşça açıldığı bir okuma deneyimi sunar.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Cehennem, acı çektiğimiz yer değildir; acı çektiğimizi kimsenin bilmediği yerdir.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş