İsmail Tokalak, İnsanlığın Son Bin Yılı kitabında insanın doğayı kirleten ve ihtiyacından fazlasını tüketen bir canlı türüne dönüştüğünü savunur. Bu davranışın doğayla birlikte insanın kendi geleceğini de tükettiğini öne sürer. Mevcut eğilim değişmezse insanlığın uzun vadeli varlığının tehlikeye gireceği uyarısından hareketle doğanın dilini anlamayı ve çevreyi korumayı acil bir sorumluluk olarak sunar.
Çalışma, çevresel krizi evren ve yaşam hakkındaki daha geniş sorularla ilişkilendirir. Kuantum fiziğinin atomaltı parçacıkları matematiksel modellerle inceleyerek evrenin geçmişi ve geleceği konusunda bilgi sağladığını belirtir. Bilimsel bilginin doğayı daha doğru tanımaya yardımcı olabileceğini, insanın kendi yerini ve sınırlarını yeniden değerlendirmesi gerektiğini ileri sürer. İnsan faaliyetinin doğa üzerindeki baskısı, bilimsel ilerlemenin nasıl kullanılacağı sorusunu da gündeme getirir.
Kitabın zaman ufku gelecek yüz yıldan önümüzdeki bin yıla uzanır. Doğayı koruma çağrısı, uzayda insan yaşamına yer bulma ihtimali ve geleceği öngörmenin önemi aynı tartışma içinde birleşir. Geçmişi anlamak kadar geleceği tahmin etme zorunluluğu da çalışmanın düşünsel dayanaklarından biridir. Tokalak, ekolojik yıkım ile bilimsel kavrayış arasındaki gerilimi insanlığın devamlılığına ilişkin kapsamlı bir uyarı ve yol haritası olarak ele alır.