
"insanlarla bir arada olup yine de derin bir yalnızlık hissetiginiz anlar oldu mu?"

". Ben hala, ölmeyi bile becerememiş utanmaz, aptal bir hayaletten, 'yaşayan bir cesetten' başka bir şey değildim." Yirminci yüzyıl Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından, sıradışı hayatıyla da meşhur Osamu Dazai, intiharından hemen önce tamamladığı, Japonya'nın en çok okunan romanlarından nsanlığımı Yitirirken'de topluma dahil olmayı beceremeyen, her şeyi eline yüzüne bulaştıran, çevresindeki herkesi hayal kırıklığına uğratmaya mahkum bir ötekinin acıklı hikayesini anlatıyor. Dazai'nin yaşamıyla çokça paralellik taşıyan romanda, kendini çocukluğundan beri bir başarısızlık abidesi olarak gören, aristokrat bir ailenin oğlu Oba Yozo hem evde hem de okulda büründüğü "soytarı" rolüyle var olmaya çalışır. Bir itiraf niteliğindeki üç bölümden oluşan hatıratında alkolizmle, geyşalarla, sonuçsuz kalan intiharlarla dolu, "utanç" yüklü yaşamının günahını çıkarır. nsanlığımı Yitirirken, Osamu Dazai'nin uzun yıllara yayılan edebi intihar mektubunun son bölümü.
Bookspace topluluğundan 72 gönderi

"insanlarla bir arada olup yine de derin bir yalnızlık hissetiginiz anlar oldu mu?"

İnsanlar benim hakkımda kötü bir şey söylediklerinde, korkunç bir şey yaptığımı düşünür ve yaptığım şeyi sessizce kabul ederdim.

“ Öylesine perişan haldeydim ki bazen her biri, normal bir insanın hayatını mahvedebilecek türden on lanet gelip beni bulmuş gibi hissediyordum.”

“Görünürde her zaman gülümsüyor olsamda içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum.”

İnsanların bu kadar hesaplı yaşaması beni hayal kırıklığına uğratmış ve üzmüştü.

“Eh, umarım çapkınlık günlerin geçmişte kalmıştır, bilirsin ya toplum böyle şeyleri kabul etmez.” Toplum dediği tam olarak neydi? İnsanın çoğunluğu mu toplum denen şey? Tam olarak nerede bulunuyordu? Tüm hayatımı toplumdan korkarak, onu güçlü, ürkütücü ve korkutucu bir şey olarak hayal ederek yaşamıştım. Ama Horiki konuşurken birden anladım. “Toplum dediğin şey sen değil misin?”
"...kızan insanların yüzünde aslanlardan, timsahlardan , ejderhalardan daha korkunç bir hayvanın gerçek doğasını görürdüm. Normalde o gerçek doğalarını gizliyorlardı belki ama bir şeyler vesile oluyordu. Sözgelimi, kırda miskin miskin yatan bir ineğin, aniden kuyruğunu kamçı gibi sallayarak karnına konan at sineğini öldürmesi gibi; aniden o insanların gerçek yüzlerini kızgınlıklarıyla birlikte açığa vuruşlarını görünce , saç diplerime kadar bir ürperti hisseder, bu gerçek doğanın insanın yaşamasını sürdürmesi için gerekli bir yetenek olduğunu düşününce de tamamen ümitsizliğe kapılırdım."

İnsan hayatı karşılıklı olarak kandırılıp hiçbir şeyin farkına varmadan birbirlerini incittiği ve bu tuhaflığın bariz bir şekilde ortada olduğu örneklerle dolu.

"Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum ."
"İnsanlığımı Yitirirken" kitabı üzerine konuşmak isteyen var mı?

Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum,

"Ben Tanrı'dan bile korkardım. Tanrı'nın sevgisine değil, gazabına inanırdım. İnanç. Bu yalnızca Tanrı'nın kırbacını yemek üzere mahkemeye çıkıyormuşum gibi bir histi. Cehennemin varlığına inansam da cennet benim için yoktu."

Gerçek korkak mutluluktan bile korkar.

“Toplumdan dışlanmak." İnsan toplumunda bu ifade başarısız, acınası kişiler hakkında kullanılıyor. Kendimi bildim bileli "toplumdan dışlanmış" gibi hissediyorum.

Masum güven, nihayetinde, suçun özümüydü? Güvenmek bir suç mudur?

"Farklı görünsek de -ikimiz de bu insan dünyasının işleme şeklinden koptuğumuz ve ikimizin de kafası karışık olduğu için- aynıydık.."

Artık sevinci de üzüntüyü de aşmış durumdayım. Her şey gelip geçici.

“…Ben hâlâ, ölmeyi bile becerememiş utanmaz, aptal bir hayaletten, ‘yaşayan bir cesetten’ başka bir şey değilim.”

“Yoksulluk kapıdan girince aşk pencereden uçar.”

“Artık ne mutlu ne de mutsuzum. Her şey geçip gidiyor. Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde “insan” dünyasında tek gerçek şey bu.”

"Nerede bize yol gösterecek ilkeler? Yolu aydınlatıyor hangi bilgelikler? Hem güzel hem de dehşetli bu fani dünya Ademin sırtına sonsuz dert yükler."

“Acı çekenler başkalarının acı çektiğini hissederler.”

"Belki de , coşku, insanın karşısındakinin durumunu görmezden gelmektir."

Buna nasıl tahammül ediyorlar? Her günü pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, hatta siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar?
“İnsan gibi davranma yeteneğime hiçbir şekilde güvenmediğim için tüm korku ve endişelerimi toplayıp göğsümün derinliklerinde bir kutuya sakladım.”
“Hayatımda bir kez olsun büyük, şiddetli bir sevinci yaşamak istiyordum, peşinden gelecek acıların ne kadar büyük olacağı önemli değildi.”
“insanlara karşı duyduğum korku,sevgiye dair tüm inancımı yok etmişti.Gülümsemek bile bir savunma mekanizmasıydı artık.”
“Artık ne mutlu ne de mutsuzum. Her şey gelip gidiyor. Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde "insan" dünyasında tek gerçek şey bu. Her şey geçip gidiyor.”
“Erkekler, genellikle, görünüşten başka hiçbir şeye önem vermeyen, cimri, korkak, titrek yaratıklardır.”
“Büyük, şiddetli neşelerden kaçabilseydik Büyük acılardan da kaçabilirdik.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş